Liderlik çoğu zaman yanlış bir yerden tanımlanıyor. Fiziksel güçle, maddi imkânlarla, şiddetle, baskıyla ya da politik manevralarla elde edilen bir üstünlük zannediliyor. Oysa bunların hiçbiri liderlik değildir. Bunlar, ancak geçici hâkimiyet biçimleridir. Gerçek liderlik, insanın başkaları üzerinde kurduğu bir tahakküm değil; önce kendi üzerinde kurduğu bir hâkimiyettir.

Lider olmanın ilk ve vazgeçilmez şartı, kendini bilmektir. İnsan, kendi içindeki iyiyi ve kötüyü ayırt edemiyorsa; zaaflarını, korkularını, hırslarını tanımıyorsa başkalarına yol göstermesi mümkün değildir. Kendi iç dünyasında düzen kuramayan birinin, dış dünyada adalet tesis etmesi beklenemez. Bu nedenle liderlik, dışarıdan değil, içeriden başlar.

Kendini bilmek, aynı zamanda insanın kendi ruhunda adaleti sağlaması demektir. Aklıselimle hareket edebilen, öfkesini, kıskançlığını, korkularını ve zayıflıklarını denetleyebilen kişi, önce kendine hükmetmiştir. Ancak kendine hükmeden bir insan, başkalarına hükmetmeye ehil olabilir. Aksi hâlde liderlik, kişisel zaafların başkalarına yansıtılmasından ibaret kalır.

Gerçek lider, her şeyden önce doğrudur. O, âlemin doğruluk üzerine kurulduğunu bilir. Kalıcı olanın ancak doğruyla mümkün olduğunu, yalanın ise bütün kötülüklerin ve yanlışların kaynağı olduğunu idrak eder. Kısa vadeli kazançlar için gerçeği eğip bükenler, uzun vadede hem kendilerini hem de etraflarındakileri yıkıma sürükler. Gerçek lider, zor da olsa doğruyu savunur; çünkü bilir ki yanlış üzerine inşa edilen hiçbir yapı ayakta kalmaz.

Gerçek lider aynı zamanda adildir. Adalet, herkese eşit davranmak değildir; herkese layık olduğunu vermektir. Emeği yüceltmek, hakkı teslim etmek, yanlışa göz yummamak liderliğin temel ahlaki zemini­dir. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz; güvenin olmadığı yerde ise ne bağlılık ne de sürdürülebilir başarı mümkündür. Bu yüzden adalet, liderliğin süsü değil, temelidir.

Cesaret de gerçek liderliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak burada söz konusu olan, kaba kuvvetten doğan bir cesaret değildir. Gerçek lider ahlaki cesarete sahiptir. Dünyanın gürültüsünden, güç sahiplerinin baskısından, çoğunluğun yanlışından ürkmez. Hak ve adalet için risk almayı göze alır. Kendini aştığı gibi başkalarının da kendilerini aşmasına öncülük eder. İnsanları korkutarak değil, cesaretlendirerek büyütür.

Gerçek lider cömerttir. Hırsını ve hasedini geride bıraktığı için gönlü geniştir. Bilgiyi, imkânı ve başarıyı paylaşmaktan çekinmez. Başkalarının yükselmesini tehdit olarak görmez; aksine bunu kendi liderliğinin bir göstergesi sayar. Çünkü bilir ki kıskançlıkla yönetilen yerlerde vasatlık, cömertlikle yönetilen yerlerde ise gelişim hüküm sürer.

Ve gerçek lider gayretlidir. Onun liderliği bedenden çok ruh ve iradeyle ilgilidir. Yorulsa da vazgeçmez, zorlandığında geri çekilmez. Gayretiyle örnek olur, çalışmasıyla ilham verir. İnsanlar, böyle bir liderin arkasından yalnızca mecbur oldukları için değil, inanarak yürürler.

Sonuç olarak liderlik; koltukla, unvanla ya da güç gösterisiyle kazanılan bir statü değildir. Liderlik, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir sonucudur. Kendini bilen, iç adaletini sağlayan, doğruyu savunan, adil davranan, cesur, cömert ve gayretli olan kişi liderdir. Böyle liderler, sadece organizasyonları değil; insanları, devletleri ve geleceği de inşa eder.

About The Author