İş hayatında herkes daha yukarı çıkmak, daha çok kazanmak, daha görünür olmak istiyor. Daha iyi pozisyonlar, daha güçlü unvanlar, daha büyük bütçeler… Ama çoğu zaman en temel soru atlanıyor: Benim masaya koyduğum gerçek değer ne? Çünkü değer yaratmadan değer görmek mümkün değildir. Ve bu sadece teknik becerilerle, diploma listeleriyle ya da CV kabartmakla ilgili bir konu değildir.

İş hayatında yukarı doğru çıkmak istiyorsanız, “integrity” dediğimiz kavram hayati önemdedir. Türkçede tam karşılığı yok ama özü şudur: etik tutarlılık, dürüstlük ve güvenilirlik. Yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, sözünü tutmak… Bunlar kulağa basit geliyor olabilir ama iş dünyasında farkı yaratan asıl unsurlar tam olarak bunlardır.

Bugün dizilerde, filmlerde ya da popüler anlatılarda iş dünyası genellikle entrika, arkadan iş çevirme, kısa yoldan köşe dönme hikâyeleri üzerinden anlatılıyor. Bu anlatılar eğlencelidir ama gerçek iş dünyasını yansıtmaz. Gerçek hayatta —hem Batı’da hem Türkiye’de— büyük organizasyonların başında duran, sürdürülebilir başarı elde eden yöneticiler ve liderler, kusursuz bir etik çizgiye sahip insanlardır. Burada siyasetten bahsetmiyoruz; iş dünyasından bahsediyoruz.

Büyük holdinglerin tepesindeki CEO’lar, global şirketlerin üst düzey yöneticileri, kritik pozisyonlardaki profesyoneller… Ortak özellikleri şudur: Güvenilir olmaları. Verdikleri sözü tutarlar. Gizli ajandaları yoktur. Kısa vadeli çıkar için uzun vadeli itibarlarını riske atmazlar. Çünkü bilirler ki iş hayatında itibar, paradan daha zor kazanılır ve daha hızlı kaybedilir.

Bu noktada ülkeler arasındaki farklar da çok öğreticidir. Türkiye’de özel sektörde yapılan birçok etik ihlal, hukuki olarak ağır yaptırımlara uğramaz. Bir şirketi zarara uğratırsanız, en fazla işten çıkarılırsınız; belki zarar davası açılır. Ama etik ihlaller çoğu zaman ceza kanunu kapsamına girmez. Oysa Amerika gibi kapitalizmin çok sert ve kurallı oynandığı ülkelerde, bu konular çok daha katıdır. Bir tedarikçiyle gizli kapaklı çıkar ilişkisine girmek, lüks bir restoranda hesap ödetmek, menfaat sağlamak… Bunlar açıkça suçtur ve ciddi kariyer yıkımlarına yol açar.

Bu yüzden gelişmiş iş ekosistemlerinde “integrity” bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü sistem şunu bilir: Etik olmayan insan, öngörülemezdir. Öngörülemez insan ise risk demektir. Ve hiçbir ciddi kurum, riskli insanlarla yol almak istemez.

Bu konuyu çok güzel özetleyen bir ifade vardır. Benton’ın CEO Gibi Düşünmek kitabında söylediği gibi:
“Değer yaratmak için önce bir değeriniz olmalı.”
Bu cümle iş hayatının özeti gibidir. Etik tutarlılığı olmayan, güvenilir olmayan, sözünün arkasında durmayan bir insanın uzun vadede bir değeri yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar teknik bilgiye sahip olursa olsun… Sistem onu bir noktada dışarı atar.

İş hayatında çoğu insan şuna odaklanır: “Bu işten ne kazanırım?” Oysa asıl soru şudur: “Ben bu sisteme ne katıyorum?” Eğer siz bulunduğunuz yerde güveni artırıyorsanız, işleri şeffaflaştırıyorsanız, ilişkileri sağlamlaştırıyorsanız, etik çizgiyi koruyorsanız… O zaman değer yaratıyorsunuz demektir. Ve değer yaratan insan, er ya da geç karşılığını görür.

Unutmayın: Para bir sonuçtur. Ünvan bir sonuçtur. Yetki bir sonuçtur.
Ama etik duruş bir sebeptir.

İş hayatında yükselmek istiyorsanız, kısa vadeli oyunlara değil, uzun vadeli karakter inşasına odaklanın. Çünkü herkesin bir CV’si vardır ama çok az insanın sağlam bir itibarı vardır. Ve günün sonunda, iş dünyasında kazananlar, değeri olanlar olur.

About The Author