İş ilişkileri çoğu zaman teknik başlıklar üzerinden konuşulur: ücret, performans, KPI’lar, hedefler, sözleşmeler… Oysa bunların tamamı bir çerçevenin içindedir. Bu çerçevenin adı etiktir. Etik yoksa, yapılan şey iş ilişkisi olmaktan çıkar; başka bir şeye dönüşür. Ve bu dönüşüm genellikle kimse için hayırlı olmaz.

İş hayatı en yalın hâliyle bir anlaşmadır. Bir el sıkışmadır. Taraflar birbirini tanımaz; geçmişleri, niyetleri, karakterleri hakkında net bir bilgiye sahip değildir. Buna rağmen masaya otururlar ve karşılıklı söz verirler. İşveren der ki:
“Çalışma şartları bunlar, ücret bu, beklentilerim şunlar.”
Çalışan da der ki:
“Bu şartları kabul ediyorum, bu işi bu şekilde yapacağım.”

Ve el sıkışılır. İşte o anda iş ilişkisi başlar.

Bu ilişkinin sürdürülebilmesi için hukuktan önce etik gerekir. Çünkü hukuki süreçler sonradan devreye girer; ama iş ilişkisinin günlük akışı etik üzerinden yürür. Patronun söz verdiği ücreti zamanında ödemesi gerekir. Çalışanın da söz verdiği işi, kabul ettiği nitelikte ve dürüstlükle yapması gerekir. Aksi hâlde ilişki çok hızlı şekilde bozulur.

Bir ay çalıştınız, ay sonunda paranızı alamadınız. Patron ortadan kayboldu. Telefonlar açılmıyor, mesajlara cevap yok. Bu noktada yaşanan şey artık bir iş ilişkisi değildir. Bu, açıkça dolandırıcılıktır. Çünkü verilen söz tutulmamıştır; el sıkışmanın arkasında durulmamıştır.

Aynı şey diğer taraftan da geçerlidir. Siz CV’nizde bilmediğiniz şeyleri biliyor gibi yazdınız. Yapamayacağınız işleri yaparım dediniz. Girdiniz, çalışmaya başladınız ve kısa sürede işin çok altında kaldığınız ortaya çıktı. Bu da bir iş ilişkisi değildir. Bu da bir tür dolandırıcılıktır. Çünkü işveren sizin sunduğunuz beyana güvenerek karar almıştır.

Burada kritik olan nokta şudur:
Etik, niyetle başlar.
İş ilişkisi, “Bir şekilde idare ederim”, “Nasıl olsa kimse anlamaz”, “Bir süre götürürüm” gibi niyetlerle kurulursa, daha baştan çürük bir zemine oturur.

İşveren açısından etik; sadece maaş ödemek değildir. Şeffaf olmak, ulaşılabilir olmak, verdiği sözleri tutmak, koşulları keyfi şekilde değiştirmemek, çalışanı belirsizlik içinde bırakmamaktır. Çalışan açısından etik ise; işi sahiplenmek, yapamayacağı şeyleri taahhüt etmemek, dürüst olmak, emek karşılığını hak ederek almaktır.

Etik varsa, güven vardır. Güven varsa, iş ilişkisi derinleşir. Güven varsa, taraflar sadece bugünü değil, yarını da birlikte düşünmeye başlar. Güven varsa, krizler aşılabilir. Hatalar telafi edilebilir. Zorluklar birlikte göğüslenir.

Ama etik yoksa, güven de yoktur. Güven yoksa, taraflar birbirini kollamaz; birbirinden sakınır. Sürekli bir açık arama hâli oluşur. “Ne zaman kazıklanacağım?” kaygısı işin merkezine oturur. Böyle bir ortamda ne verim olur ne bağlılık ne de sürdürülebilirlik.

Bu yüzden iş ilişkisinin sürmesi için etik çerçeve hayati önemdedir. Etik; sözün arkasında durmaktır. Etik; el sıkışmanın anlamını unutmamaktır. Etik; karşı tarafın zamanına, emeğine ve hayatına saygı duymaktır.

Unutmayın:
Etik yoksa, iş ilişkisi iş ilişkisi olmaktan çıkar.
Etik varsa, güven vardır.
Güven varsa, iş büyür.
Ve büyüyen her şey, sağlam bir temel ister.

About The Author