Christopher Nolan’ın Homeros destanını beyazperdeye aktardığı Odysseus filmi, sıradan bir kahramanlık mitini yüceltmek yerine, zafer sarhoşluğuyla işlenen günahların bedelini ödeyen insanlığın devasa bir kozmik adalet anlatısını sunar. Filmin ana izleği; Akaların Truva’da kutsal bir hediye ve sungu maskesi altında güveni ve kutsalı istismar ederek gerçekleştirdikleri yağma, yani kozmik düzenin doğrudan çiğnenmesidir.

Truva Surları’nın ardında yaşanan kıyım, yalnızca fani bir kentin yıkımı değil; Evrensel Yasa’nın (Logos) ve Zeus’un düzeninin (Dike) ağır bir ihlalidir. Marcus Aurelius’un Düşünceler adlı eserinde vurguladığı gibi, adalet ilkesi doğrudan tanrısal özle bağlıdır:

Adaletsizlik eden kimse tanrısızlık etmiş olur. Çünkü evrensel doğa, akıl sahibi varlıkları birbirlerine zarar versinler diye değil, yardım etsinler diye yaratmıştır. Bu tanrısal yasayı çiğneyen, en eski ve en kutsal tanrının yasasına karşı günah işlemiş olur.” [1]

Akalar, Truva Atı hilesiyle yalnızca düşmanlarını değil, dostluk ve misafirperverlik tanrısı Zeus Xenios’un kutsal yasasını istismar etmişlerdir. Tanrısal doğruluk çiğnendiği an, Akaların üzerine çöken lanet başlar. Nolan, Truva’nın düşüşünü bir zafer anı olarak değil, kozmik dengesizliğin (Apeiron) sınırı  (Peras) aştığı  karanlık bir kırılma noktası olarak resmeder.

1. Peras, Apeiron ve “Deniz Kavimleri” Efsanesinin Gerçeği

Sokrates öncesi felsefede ve özellikle Anaximandros’ta evren, Peras (sınır, ölçü, form) ile Apeiron (sınırsızlık, belirsizlik, kaos) arasındaki hassas dengede durur. Antik dünyanın temeli olan Meden Agan (Hiçbir şeyde aşırıya kaçma) ve Metron Ariston ilkeleri (En iyi şey ölçülü olandır) ilkeleri, Truva’nın yağmalanmasıyla birlikte tamamen yok sayılmıştır.

Akaların bu sınır tanımaz hırsı (Hubris), filmin en derin tarihsel ve felsefi okumalarından birine kapı aralar: Deniz Kavimleri.

Filmin arka planında Akdeniz medeniyetlerini silip süpüren o gizemli “Deniz Kavimleri”, dışarıdan gelen meçhul istilacılar değildir. Onlar; Zeus’un yasasını çiğneyerek kozmik dengeyi bozan, ölçüsüz hırslarının ve yağma arzularının kölesi hâline gelen Akaların ve yurtları yıkıldıktan sonra barbarlaşan Truvalıların kendileridir. Ölçülülüğü  ( Sofrosine) kaybetmiş ve düzeni bozarak yoldan çıkmış  bu kitleler, gittikleri her yere yıkım taşıyan birer Apeiron ( taşkınlık)  dalgasına dönüşmüşlerdir. Kozmik adalet (Dike), insanı kendi çiğnediği yasanın kurbanı yapar: Yasa tanımaz bir hırsla Truva’yı yok edenler, dönüştükleri barbarlıkla tüm Akdeniz dünyasını karanlığa boğmuşlardır.

2. Kötülüğün Kaynağı: Platon, Kur’an ve Kendi Elimizle Yarattığımız İblisler

İnsanın kendi yıkımını hazırlaması ve kötülüğün Tanrı’dan değil, insanın kendi hırsından kaynaklandığı gerçeği, hem Doğu hem Batı düşüncesinin ortak merkezidir.

Platon, Devlet eserinin ünlü Er Mitosu bölümünde, ruhların kendi kaderlerini ve yaşam biçimlerini seçtiklerini anlatırken Tanrı’yı kötülükten münezzeh tutar:

“Suç seçendedir; Tanrı suçsuz durur.” [2]

Platon’a göre ‘İyi İdeası’ yalnız iyiliğin kaynağıdır; kötülük, insanın ölçüsüzlüğünün (Akrasia), adaletsizliğinin (Adikia) ve sınır tanımaz arzularının kendi bünyesinde ürettiği bir hastalıktır.

Bu evrensel hakikat, semavi kelamda da aynı kesinlikle tınlar. Kur’an-ı Kerim’de insanın kendi eliyle kozmik ve toplumsal düzeni bozması şöyle ifade edilir:

“İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozgunculuk (fesat) ortaya çıktı. Belki dönerler diye Allah, yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırıyor.” [3]

Ve yine başka bir ayette kötülüğün kaynağı doğrudan insana bağlanır:

“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” [4]

Truva’da yağmayı ve kutsalın istismarını tercih eden Akalar, aslında Platon’un ve Kur’an’ın işaret ettiği o kozmik ilkeyi yaşamışlardır: Kötülük ve karanlık, Zeus’un ya da kaderin sebepsiz bir gazabı değil; insanın Sofrosine’yi terk ederek kendi elleriyle inşa ettiği bir cehennemdir.

3. Kyklops Polyphemus’un Aynası ve Kirke’nin Adasında Hayvanlaşan İnsan

Akaların evrensel yasayı çiğnemesi, Odysseus’un yolculuğundaki her durakta karşısına bir ayna olarak çıkar. Homeros’un metninde Odysseus, Kyklops Polyphemus’un mağarasına girdiğinde ondan konukseverlik (Xenia) ve Zeus’un yasasınca ağırlanmayı bekler. Odysseus Kyklops’a şöyle seslenir:

“Bizler Zeus’un koruduğu sığınmacılarız… Yabancıları ve konukları koruyan Zeus Xenios adına bizi ağırla.” [5]

Ancak Truva’da kutsal misafirperverliği ve güveni çiğneyerek bir kenti yok eden Odysseus’a, Kyklops Polyphemus’un verdiği soğuk yanıt tokat gibi çarpar:

“Çok aptalsın ey yabancı! Biz Kyklopslar ne kalkanlı Zeus’u takarız ne de öteki kutsal tanrıları; çünkü biz onlardan çok daha güçlüyüz. Zeus’un gazabından korktuğum için ne seni ne de arkadaşlarını bağışlarım…” [6]

Kyklops’un bu yasa tanımazlığı, aslında Odysseus ve Akaların Truva’da sergiledikleri tutumun ta kendisidir. Kutsalı çiğneyen bir zihniyet, sığındığı mağarada tanrısal yasa bekleme hakkını çoktan kaybetmiştir. Kiklops tek gözlü, tek boyutlu güç ve maddiyattan başka bir şeyi önemsemeyen insan profilidir.

Bu ahlaki çöküşün tepe noktası ise Kirke’nin adasında yaşanır.

Kirke, Odysseus’un adamlarını büyüyle domuza çevirdiğinde, Odysseus adamlarını yeniden insan yapması için ona yalvarır. Kirke’nin yanıtı, filmin felsefi çekirdeğini özetler:

“Sohbetimizi bölen o canlılara bak Odysseus. Ben onların sadece dış kabuğunu değiştirdim. Onlar zaten buraya geldiklerinde birer domuz değil miydiler?”

Kirke’nin adası, içlerindeki Sofrosine’yi (ölçülülük, özdenetim, ruhsal denge) kaybetmiş, tutkularının ve hırslarının esiri olarak “hayvanlaşmış” insanlarla doludur. İnsan, akıl ve erdemden uzaklaştığı an fiziki olarak ne görünürse görünürsün, ruhen bir hayvana dönüşür.

Nitekim Aristoteles Politika adlı eserinde insanın ahlaki sınırlardan koptuğunda düşeceği durumu şöyle tanımlar:

“Erdemden ve yasadan yoksun insan, yaratıkların en vahşisi ve en kötüsüdür; şehvet ve boğazına düşkünlükte en aşağılığıdır.” [7]

Aristoteles, ölçüsüzlüğün ve kontrolsüz hırsların insan doğasını sığırlara ve vahşi hayvanlara dönüştürdüğünü belirtirken, Epiktetos da kent meydanlarında birbirini ezmeye çalışan kitleleri sert bir dille eleştirir:

“…Çünkü birbirlerini ısırmak (daknein), sövmek ve pazar yerini (agora), vahşi hayvanların dağları mekan tuttuğu gibi mekan tutmak insan zihnine/doğasına yakışan bir tutum değildir.” [8]

4. Dike ( Adalet) , Logos ( Akıl)  ve Erdem Olmaksızın Saadet İmkanı

Platon, Devlet eserinde insan ruhundaki en büyük felaketin ahenksizlik ve adaletsizlik olduğunu vurgular. Platon’a göre:

“İnsanın en kötü, en acınası özellikleri adaletsizlik [Adikia] ve ölçüsüzlüktür [Akrasia]. Ruhunda bu bozulmayı taşıyan bir kimse, dünyanın tüm ganimetlerine sahip olsa dahi köledir.” [9]

Truva’yı yağmalayan Akalar, zafere ulaştıklarını sanırken aslında ruhsal yıkımlarına imza atmışlardır. Bu çiğnenen yasa yüzündendir ki Agamemnon en güvendiği kişilerce katledilmiş, Odysseus’un evi taliplerce istila edilerek mahremiyeti ve konukseverlik yasası kirletilmiştir.

Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’te belirttiği yalın gerçek film boyunca Odysseus’un peşini bırakmaz:

“Erdem [Arete] olmaksızın insanın mutlu [Eudaimon] olması imkânsızdır.” [10]

Odysseus, zekâsı (Metis) sayesinde Truva’yı düşürmüş olabilir; ancak erdem ve Logos’tan kopuk bir zekâ, insanı mutluluğa değil, yıllarca sürecek bir yalnızlığa, sürgüne ve içsel bir cehenneme sürükler.

5. Unutmanın Ütopik Hapishanesi ve Hakikate Dönüş: Anamnesis v

Filmin belki de en trajik kırılma noktalarından biri, Odysseus’un Calypso’nun  adasında zamanın ve hafızanın dışına çekilerek “unutuş aracılığıyla” sahte bir mutluluk aramasıdır. Odysseus, lotus meyvesini yemeye ve geçmişini zihninden silmeye razı olduğu sürece adadaki cennet benzeri hapishanede kalmaya devam eder. Ancak o, Truva’da işlediği günahları, kendi hakiki kimliğini ve üzerine düşen misyonu hatırlamayı (Anamnesis) seçtiği an İthaka’ya, yani tanrısal yurduna giden yol açılır. Unutmak konfordur; ama hatırlamak özgürleşmedir.

Bu kurgu, Platon’un Devlet eserinde insan ruhunun dünyadaki sürgününü açıklamak için kurduğu felsefi mimariyle birebir örtüşür. Platon’a göre ruh, duyu dünyasına (mağaraya) düştüğünde hakikatle bağını kesen Unutuş Nehrinden (Lethe) içer ve asli vatanını, idealar dünyasını unutur [11]. İnsanın bu dünyada kaybolmasının, hayvanlaşmasının ve amacını yitirmesinin yegâne nedeni budur. Ruhun kurtuluşu ve “tanrısal yurduna” dönmesi ise ancak hatırla(n)ma (Anamnesis) süreciyle mümkündür. Odysseus lotus meyvesinin tatlı uyuşukluğunu reddedip trajik geçmişini kucakladığında, Platonik anlamda göksel vatanına dönüş yolculuğunu başlatmış olur.

6- Zekânın İflası ve Stoacı Teslimiyet: Metis’ten Epiktetos’un Duasına

Odysseus’un yolculuğunun finali, insanın sınırlarını kavraması açısından bir başka felsefi zaferdir. Odysseus, Truva’yı düşüren o meşhur insani zekâsı (Metis), kurnazlıkları ve stratejik hesaplarıyla yıllarca evine dönememiştir. Aksine, kendi aklına ve kibirine tutundukça denizlerde savrulmuş, kozmik adaletin hışmına uğramıştır. İthaka’ya ulaşmasını sağlayan şey, insani hesapların tamamen iflas ettiği noktada, kendisini denizin ve tanrıların kozmik iradesine teslim etmesidir.

İnsanın kendi küçük iradesini Evrensel Yasa’ya (Logos) ve kadere teslim etmesi, Stoacı felsefenin ve Epiktetos’un öğretisinin tam merkezinde yer alır. Epiktetos, Kılavuz Kitap (Encheiridion) eserinde, Kleanthes’in ünlü duasını hatırlatır:

“Bana önderlik et ey Zeus ve sen ey Kader! Beni nereye tayin ettiyseniz oraya götürün. [12]

Odysseus, Truva’daki mağrur kurnazlığını bir kenara bırakıp Epiktetos’un tarif ettiği bu teslimiyet noktasına geldiğinde; yani tanrısal iradenin akışına kendini bıraktığında deniz onu kıyıya çıkarır. Nolan’ın sinematografisi burada derin bir hikmeti fısıldar: İnsanı yurduna götüren şey, evreni boyunduruk altına almaya çalışan kibirli zekâsı değil; kaderin ve Tanrı’nın tayin ettiği hizaya girmesidir.

Sonuç

Christopher Nolan’ın Odysseus’u, zafer destanlarını seven izleyiciye ağır bir felsefi ders sunuyor. Filmin altını çizdiği yalın hakikat şudur: Tanrısal yasaları, misafirperverliği, güveni ve ölçüyü çiğneyerek elde edilen hiçbir zafer cezasız kalmaz. Evrensel Yasa (Logos), aşırılığa kaçan her şeyi (Apeiron) er ya da geç sınırlarına (Peras) geri çeker.

Aslında ne kadar güzel olursa olsun basit bir arzu nesnesinden başka birşey olmayan ve basit bir yarayla yüzündeki tüm güzelliği gitmiş Helen’in uğruna Truva’da kutsal olanı istismar eden Akalar ve Truvalılar, kıtayı yakıp yıkan “Deniz Kavimleri”ne dönüşerek, Kirke’nin adasında domuzlaşarak ve Kyklops’un mağarasında çaresiz kalarak bedellerini öderler. Nolan bize antik dünyanın eskimeyen uyarısını hatırlatır : Erdemini, ve ölçüsünü kaybeden insan, kendi içindeki barbarın kurbanı olmaya mahkûmdur.

Dipnotlar ve Orijinal Metinler Kaynakçası

[1] Marcus Aurelius, Düşünceler (Meditations), Kitap IX, Bölüm 1.

«Ὁ ἀδικῶν ἀσεβεῖ. τῆς γὰρ τῶν ὅλων φύσεως κατεσκευακυίας τὰ λογικὰ ζῷα ἕνεκα ἀλλήλων… ὁ οὖν ταύτην τὴν βούλησιν παραβαίνων ἀσεβεῖ δηλονότι εἰς τὴν πρεσβυτάτην τῶν θεῶν.»

“Adaletsizlik eden kimse tanrısızlık [dinsizlik] etmiş olur. Çünkü evrensel doğa, akıl sahibi varlıkları birbirlerine zarar versinler diye değil, birbirlerine faydalı olsunlar diye yaratmıştır… Dolayısıyla bu iradeyi çiğneyen kimse, açıkça tanrıların en eskisine [Tanrısal Yasa’ya] karşı günah işlemiş olur.”

[2] Platon, Devlet (Respublica), X. Kitap, 617e.

«…ἀρετὴ δὲ ἀδέσποτον, ἣν τιμῶν καὶ ἀτιμάζων πλέον καὶ ἔλαττον αὐτῆς ἕκαστος ἕξει. αἰτία ἑλομένου· θεὸς ἀναίτιος.»

“…Erdem efendisizdir; her kim ona saygı gösterir veya onu hor görürse, ondan payına düşen az veya çok olacaktır. Sorumluluk ve suç seçendedir; Tanrı ise suçsuzdur [sorumsuz durur].”

[3] Kur’an-ı Kerim, Rûm Suresi, 41. Ayet.

«ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ»

“Zaharal-fasâdu fî-l-berri vel-bahri bimâ kesebet eydî-nnâsi liyuzîkahum ba’da-llezî ‘amilû le’allehum yerji’ûn.”

“İnsanların kendi elleriyle işledikleri [kötülükler ve günahlar] yüzünden karada ve denizde bozgunculuk/düzenin bozulması (fesat) ortaya çıktı. Belki [hatalarından] dönerler diye Allah, yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırıyor.”

[4] Kur’an-ı Kerim, Şûrâ Suresi, 30. Ayet.

«وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ»

“Vemâ esâbekum min musîbetin febimâ kesebet eydîkum ve ya’fû ‘an kesîr.”

“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz [kendi kazanımlarınız] yüzündendir. Yine de O, çoğunu affeder.”

[5] Homeros, Odysseia, 9. Kitap, Satırlar 269-271.

«ἀλλ’ αἰδεῖο, φέριστε, θεούς· ἱκέται δέ τοί εἰμεν. / Ζεὺς δ’ ἐπιτιμήτωρ ἱκετάων τε ξείνων τε, / ξείνιος, ὃς ξείνοισιν ἅμ’ αἰδοίοισιν ὀπηδεῖ.»

“Ama tanrılardan kork ey yiğit kişi, bizler senin kapına sığınmış yalvarıcılarız. Zeus sığınmacıların ve yabancıların koruyucusudur; o Zeus Xenios’tur (Konuksever Zeus), saygıdeğer yabancıların her daim yanında yürür.

[6] Homeros, Odysseia, 9. Kitap, Satırlar 273-278.

«νήπιός εῖς, ὦ ξεῖν’, ἢ τηλόθεν εἰλήλουθας, / ὅς με θεοὺς κέλεαι ἢ δειδόμεν ἢ ἀλέασθαι· / οὐ γὰρ Κύκλωπες Διὸς αἰγιόχου ἀλέγουσιν / οὐδὲ θεῶν μακάρων, ἐπεὶ ἦ πολὺ φέρτεροί εἰμεν· / οὐδ’ ἂν ἐγὼ Διὸς ἔχθος ἀλευάμενος πεφιδοίμην / οὔτε σεῦ οὔθ’ ἑτάρων, εἰ μὴ θυμός με κελεύοι.»

“Çok budalasın ey yabancı ya da çok uzaklardan gelmişsin ki bana tanrılardan korkmamı yahut onlardan kaçınmamı buyuruyorsun! Biz Kyklopslar ne kalkanlı Zeus’u takarız ne de öteki mutlu tanrıları; çünkü biz onlardan çok daha güçlüyüz. Zeus’un gazabından kaçınmak için ne seni ne de yoldaşlarını bağışlarım; ancak canım nasıl isterse öyle yaparım!”

[7] Aristoteles, Politika (Politica), Kitap I, 1253a31-33.

«ὥσπερ γὰρ καὶ τελεωθεὶς βέλτιστον τῶν ζῴων ἄνθρωπός ἐστιν, οὕτω καὶ χωρισθεὶς νόμου καὶ δίκης χείριστον πάντων… ἄνευ γὰρ ἀρετῆς ἀνοσιώτατον καὶ ἀγριώτατον…»

“Çünkü insan yetkinleştiğinde canlıların en iyisidir; fakat yasadan ve adaletten ayrıldığında hepsi içerisinde en kötüsüdür… Erdemden yoksun bir insan, canlıların en aşağılığı ve en vahşisidir…”

[8] Epiktetos, Söylevler (Discourses), Kitap II, Bölüm 22, 26-28.

«…οὐ γὰρ κρίμα ἐστὶν ἀνθρώπειον τὸ δάκνειν ἀλλήλους καὶ λοιδορεῖσθαι καὶ τὴν ἐρημίαν ἔχειν καὶ τὴν ἀγορὰν ὡς ὄρη τὰ θηρία καὶ τὰ δικαστήρια ὡς λῃστήρια…»

“…Çünkü birbirlerini ısırmak (daknein), sövmek, pazar yerini (agora) vahşi hayvanların dağları (orē ta thēria) mekan tuttuğu gibi mekan tutmak ve mahkemeleri haydut yuvasına çevirmek insan soyuna yakışan bir yargının sonucu değildir; bu, insandaki erdemin yitip gitmesinin sonucudur.”

[9] Platon, Gorgias, 477e – 478a / Devlet (Respublica), IV. Kitap, 444b-e.

.ἀρετὴ μὲν ἄρα, ὡς ἔοικεν, ὑγίειά τέ τις ἂν εἴη καὶ κάλλος καὶ εὐεξία ψυχῆς, κακία δὲ νόσος τε καὶ αἶσχος καὶ ἀσθένεια.»

“…Erdem ruhun sağlığı, güzelliği ve iyi durumudur (euexia); kötülük (kakia) ise ruhun hastalığı (nosos), çirkinliği (aischos) ve zayıflığıdır (astheneia).”

[10] Aristoteles, Nikomakhos’a Etik (Ethica Nicomachea), Kitap I, 1098a16-18.

«…εἰ δ’ οὕτως, τὸ ἀνθρώπινον ἀγαθὸν ψυχῆς ἐνέργεια γίνεται κατ’ ἀρετήν, εἰ δὲ πλείους αἱ ἀρεταί, κατὰ τὴν ἀρίστην καὶ τελειοτάτην.»

“…Eğer böyleyse, insan için iyi olan (en yüksek iyi), ruhun erdeme uygun etkinliğidir;

[11] Platon, Devlet (Respublica), X. Kitap, 621a-b. (Er Mitosu – Lethe ve Anamnesis)

«…ἀφικνέεσθαι εἴς τι πεδίον, τὸ τῆς Λήθης… πίνειν μέτρον: τὸν δὲ ἀεὶ πινόμενον πάντων ἐπιλανθάνεσθαι. ἀναμνησθέντα δὲ σῴζεσθαι…»

“…Unutuş (Lethe) ovasına vardılar… Her biri bu sudan belli bir miktar içmek zorundaydı; içenler her şeyi unutuyordu. Hatırlayanlar (Anamnesis) ise kurtuluyordu…”

[12] Epiktetos, Kılavuz Kitap (Encheiridion), Bölüm 53 (Kleanthes’in Duası alıntısı).

«Ἄγου δέ μ’, ὦ Ζεῦ, καὶ σύ γ’ ἡ Πεπρωμένη, / ὅποι ποθ’ ὑμῖν εἰμὶ διατεταγμένος: / ὡς ἕψομαί γ’ ἄοκνος· ἢν δέ γε μὴ θέλω / κακὸς γενόμενος, οὐδὲν ἧττον ἕψομαι.»

“Bana önderlik et ey Zeus ve sen ey Kader! Beni nereye tayin ettiyseniz oraya götürün. Hiç tereddüt etmeden peşinizden geleceğim. İrademe yenilip isteksiz olsam bile, kötü bir adam gibi yine de peşinizden geleceğim.”

About The Author