Kurumsal adaletsizlik yalnızca bir yönetim problemi değildir.

Yalnızca motivasyon problemi de değildir.

Kurumsal adaletsizlik, doğrudan insan sağlığını tehdit eden bir iş sağlığı problemidir.

Çünkü insan beyni, adaletsizliği yalnızca moral bozucu bir olay olarak algılamaz. Onu, varlığına ve güvenliğine yönelmiş bir tehdit olarak yorumlar.

İşte tam bu nedenle adaletsizlik, kronik stresin en güçlü kaynaklarından biridir.

Ve kronik stres, insanı bir anda değil; yavaş yavaş tüketir.

Beyniniz Sizi Sürekli Hayatta Tutmaya Çalışıyor

Bir düşünün…

İş yerinde sürekli hakkınız yeniyor.

Yaptığınız işin karşılığını alamıyorsunuz.

Aynı emeği vermenize rağmen başkaları kayırılıyor.

Yöneticiniz sizi küçümsüyor.

Fikirleriniz önemsenmiyor.

Her gün biraz daha değersiz hissediyorsunuz.

Beyniniz bütün bunları yalnızca “iş hayatının zorlukları” olarak okumaz.

Tam tersine şöyle yorumlar:

“Bulunduğun ortam güvenli değil.”

“Burada tehdit altındasın.”

“Kendini koruman gerekiyor.”

İşte o andan itibaren vücudunuz sürekli alarm durumuna geçer.

Peki Sonra Ne Oluyor?

Normal şartlarda tehdit karşısında insanın iki seçeneği vardır.

Savaşmak…

Ya da kaçmak.

Bu mekanizma binlerce yıldır bizi hayatta tutmuştur.

Ancak modern iş hayatı burada farklılaşır.

Çünkü çoğu zaman ne savaşabilirsiniz ne de kaçabilirsiniz.

Savaşamıyorsunuz

Adaletsizliğe itiraz etmeyi düşünüyorsunuz.

Ama biliyorsunuz ki;

amirinizle açık bir çatışmaya girerseniz büyük ihtimalle hedef hâline geleceksiniz.

Performansınız sorgulanacak.

Kariyeriniz duracak.

Belki de işinizi kaybedeceksiniz.

Kaçamıyorsunuz

“İstifa ederim.” diyorsunuz.

Ama sonra hayat devreye giriyor.

  • Kredileriniz var.
  • Çocuklarınızın okul masrafları var.
  • Kira ödüyorsunuz.
  • Yaşlanan anne babanız size bakıyor.
  • Tazminatınızı bırakmak istemiyorsunuz.

Yeni bir iş bulacağınızın garantisi de yok.

İşte tam bu noktada insan zihni sıkışıyor.

Çaresizlik Döngüsü

İnsan Kaynaklarına gitmeyi düşünüyorsunuz.

Ama yöneticiniz bunu öğrenirse?

Daha büyük baskılar başlarsa?

Şirkette psikolojik güven yok.

Etik hattı çalışmıyor.

Yöneticiler birbirini koruyor.

İSG uzmanı yalnızca evrakla ilgileniyor.

Psikolojik destek sistemi zaten yok.

Artık ne savaşabiliyorsunuz…

Ne de kaçabiliyorsunuz.

Ve işte tam burada kronik stres başlıyor.

Kronik Stres Nasıl Çalışır?

Vücudunuz her sabah işe giderken aynı mesajı alıyor:

“Tehlike devam ediyor.”

Bunun üzerine:

  • kortizol yükseliyor,
  • kaslar geriliyor,
  • uyku kalitesi bozuluyor,
  • bağışıklık sistemi zayıflıyor.

Ama tehlike geçmiyor.

Ertesi gün yine aynı.

Bir sonraki hafta yine aynı.

Aylar geçiyor.

Yıllar geçiyor.

Vücudunuz sürekli savaş modunda yaşamaya başlıyor.

Pazar Akşamı Sendromu

Bu süreç yaşayan insanların ortak cümleleri vardır.

“Pazar akşamları içim daralıyor.”

“Sabah işe gitmek istemiyorum.”

“Akşam mesai bitse de eve gitsem.”

“Artık hiçbir şey yapmak istemiyorum.”

Aslında bütün bunlar kronik stresin belirtileridir.

İnsan artık çalışmıyor.

Hayatta kalmaya çalışıyor.

İş Yerinde Sessiz Çöküş

Bir süre sonra davranışlar değişmeye başlar.

Çalışan:

  • fikir üretmez,
  • risk almaz,
  • sorumluluk üstlenmez,
  • yalnızca söyleneni yapar.

Çünkü zihni artık gelişmeye değil, korunmaya odaklanmıştır.

Sessiz istifa tam da böyle başlar.

Sonra Beden Konuşmaya Başlar

İnsan zihni uzun süre dayanabilir.

Ama beden bir noktadan sonra konuşmaya başlar.

  • Bel ağrıları
  • Boyun tutulmaları
  • Sırt ağrıları
  • Sürekli yorgunluk
  • Sık grip olma
  • Migren
  • Sindirim problemleri
  • Uyku bozuklukları

Bunların önemli bir kısmı kronik stresle ilişkilidir.

Çünkü vücut artık kendisini onaramıyordur.

Şirketler Bunun Bedelini Nasıl Ödüyor?

Bazı yöneticiler şöyle düşünür:

“Bu çalışanın problemi.”

Hayır.

Bu aynı zamanda şirketin problemidir.

Çünkü kronik stres yaşayan çalışan:

  • daha fazla hata yapar,
  • daha az üretir,
  • daha az öğrenir,
  • daha az iş birliği yapar,
  • daha fazla devamsızlık gösterir.

Sonunda şirket;

  • verim kaybeder,
  • çalışan kaybeder,
  • bilgi kaybeder,
  • müşteri kaybeder.

Kurumsal adaletsizlik yalnızca insanı değil, şirketi de yavaş yavaş tüketir.

Adalet Bir Sağlık Politikasıdır

Şirketlerin artık şu gerçeği kabul etmeleri gerekiyor:

Kurumsal adalet yalnızca etik bir konu değildir.

Aynı zamanda:

  • iş sağlığı konusudur,
  • verimlilik konusudur,
  • sürdürülebilirlik konusudur.

Çünkü güvenli bir organizasyon yalnızca fiziksel olarak güvenli değildir.

Psikolojik olarak da güvenlidir.

Sonuç

Bugün dünyada milyonlarca çalışan tam da bu hikâyeyi yaşıyor.

Her sabah işe giderken biraz daha tükeniyor.

Her akşam eve biraz daha yorgun dönüyor.

Ve çoğu zaman bunun nedenini bile tam olarak anlayamıyor.

Oysa problemin kaynağı çoğu zaman kişinin kendisi değildir.

Çalıştığı sistemdir.

Son Söz

Sevgili yöneticiler;

Kurumsal adaletsizlik yalnızca çalışanlarınızı mutsuz etmez.

Onların bedenlerini, ruhlarını ve ailelerini de etkiler.

Ve unutmayın:

Hiçbir şirket, çalışanlarının sağlığını tüketerek uzun vadede başarılı olamaz.

Çünkü kurumsal adalet güven üretir, güven huzur üretir, huzur ise sağlıklı ve üretken insanları.

İnsanları sürekli hayatta kalma modunda yaşatan organizasyonlar değil; onlara güven içinde üretme imkânı sunan organizasyonlar geleceğin güçlü şirketleri olacaktır.

About The Author