
Bir çok talihsizliklerden sonra yollarına devam eden Odysseus ve arkadaşları Kyklopsların adasına varır. Homer’de bu Kyklops’lar : “küstah ve yasasız” -ὑπερφιάλων ἀθεμίστων- olarak tanımlar. ὑπερφίαλοι — hyperphialoi: ölçüsüz, küstah, taşkın. ἀθέμιστοι — athemistoi: themis’ten yoksun; yasa, töre ve meşru düzen tanımayan anlamına gelir. “Onlarda ne karar alınan meclisler vardır ne de ortak yasalar.” diye devam eder Homeros. Bu küstah ve yasasız insanlar kendi keyiflerince yaşamakta, ortak bir düzen ve sosyallik içinde olmayan bir hayat sürmektedirler.
Böylece Odysseus adamlarıyla adayı keşfetmeye çıktığında bunlardan birinin mağarasına girer. Mağara peynirler ve kuzularla doludur. Adamları peynirlerden alıp gitmek istese de Odysseus bu mağaranın sahibine konuk olmak ve ondan konukluk armağanı- ξείνια- almayı ummaktadır.
Böylece oturur mağaranın sahibini beklerler. Mağaranın sahibi Polyphemos’tur. Polyphemos tek gözlü bir devdir. Gelir ve davetsiz konukları gördüğünde onlara şöyle seslenir :
“Ey yabancılar, kimsiniz? Deniz yollarından nereden geliyorsunuz?
Bir iş için mi yolculuk ediyorsunuz, yoksa denizlerde başıboş dolaşan,
canlarını tehlikeye atıp yabancılara kötülük getiren korsanlar gibi mi dolaşıyorsunuz?”
Odysseus ona şöyle cevap verir : “Biz Troia’dan dönüş yolunda sürüklenip buraya gelmiş Akhalarız…” Sonra da beklentilerini dile getirmek ve sosyal bir ilişki için ahlaki zemin oluşturmak için Polyphemos’a şöyle seslenir :
“Ama ey güçlü adam, tanrılara saygı göster; çünkü biz sana sığınmış insanlarız.
Zeus, sığınanların ve yabancıların koruyucusudur;
Yabancılar Zeus’u, Zeus Xenios’u himayelerinde taşırlar.”
Ancak tek gözzlü dev Polyphemos şöyle cevap verir :
“Ya budalasın, ey yabancı, ya da çok uzaklardan gelmişsin;
bana tanrılardan korkmamı ya da onlardan sakınmamı söylüyorsun.
Kykloplar kalkan taşıyan Zeus’u da
kutlu tanrıları da umursamazlar; çünkü biz onlardan çok daha güçlüyüz.”
Homer’in tasvir ettiği tek gözlü dev Polyphemos ölçüsüz, küstah ve taşkın biridir. Töre tanımaz. Töre tanımadığı gibi Tanrı da tanımaz. Kendi gücüne güvenir. Çünkü fiziksel olarak çok güçlüdür ve kendine yetecek bir bolluk içinde yaşamaktadır. Öyle ki hayvancılık dışında ekip biçmeye gerek duymadıkları bir bereket hakimdir adalarında. İşte bu korkunç dev Odysseus ve adamlarını yemeyi düşünür. Çünkü onlardan güçlüdür ve Polyphemos için en önemli yasa “gücün yasasıdır.”
Odysseus “gücün yasasını” -τὸ τοῦ κρείττονος δίκαιον- bilgelik yani “metis” – μῆτις- ile alteder ve Polyphemos’u kör eder yani onu dünyayı göremez hale getir.
Şüphesiz Odysseia destanının ezoterik anlam örüntülerinde tek gözlü Polyphemos dünyayı sadece maddi güç ve kaba kuvvet perspektifinden gören küstah, taşkın, maddeperest, zalim ve güce tapar bir insan profilini simgelemektedir. Bu çıkarımı Homeros’tan yaklaşık üç yüzyıl sonra Euripides’in Kyklops (Κύκλωψ) adlı satyr oyununda görürüz. Euripides’in Polyphemos’u neredeyse programatik biçimde şöyle konuşur:
ὁ πλοῦτος, ἀνθρωπίσκε, τοῖς σοφοῖς θεός
Yaklaşık anlamıyla:
“Ey küçük adam, akıllı insanlar için tanrı, servettir.”
Devamında Zeus’u umursamadığını, mağarasının kendisine yettiğini, sürülerinin onu beslediğini söyler. Sonra daha da çarpıcı biçimde kendi karnını tanrılaştırır: kendisinden ve karnından başka kimseye kurban sunmadığını; her gün iyice yiyip içmenin ve hiçbir şeye üzülmemenin akıllı insan için gerçek “Zeus” olduğunu savunur.
Böylece Euripides’te Polyphemos kendi midesinden yani nefsinden başka bir şey düşünmeyen, yalnızca ona kurban sunan, paraya ve servete bir tanrı olarak tapan insanlara açıkça dönüşür. Daha da ilginci, karşısına konulan Odysseus onun tam zıttıdır. Polyphemos’un muazzam fiziksel gücüne karşı Odysseus’un silahı μῆτις — mêtis, yani hesaplayan, uyum sağlayan, çok yönlü zekâdır. Polyphemos’un dünyası “güç ,sahip olmak , tüketmek”, Odysseus’un dünyası ise “görmek , anlamak , dil ve strateji” üzerine kuruludur.
Odysseus Polyphemos’u zeka ile alteder. Bunu yaparken egosunu kontrole der ve ismini soran canavara adını başlangıçta “Hiçkimse” Οὖτις olarak dile getirir. O devi hiçkimse olmayı başararak yani egosunu geri çekerek yener. Ancak adadan ayrılırken artık bu zaferiyle sarhoş olur ve şan kazanma hevesiyle nefsine mağlup olarak :
“Kyklops! Eğer ölümlülerden biri sana
gözünün bu utanç verici biçimde nasıl kör edildiğini sorarsa,
ona seni kentleri yıkan Odysseus’un kör ettiğini söyle:
Laertes’in oğlu, evi Ithaka’da bulunan Odysseus.” Diye bağırır.
Ancak bu bir anlık kibri onun yıllarca denizlerde başıboş ve amaçsız sürüklenmesine neden olacaktır. Bu sahne, Odysseus’un ὕβρις (hybris/übris) kavramıyla okunabileceği en güçlü anlardan biridir. Çünkü Odysseus aslında kurtulmuştur; egosuzluğu, aklı, sabrı ve metisi μῆτις’i sayesinde Polyphemos’u yenmiş, adamlarını mağaradan çıkarmış ve gemisine ulaşmıştır. Fakat tam güvenliğe eriştiği anda zaferini ilan etme ve adını ölümsüzleştirme arzusu, ihtiyatın önüne geçer. Modern klasik filoloji çalışmalarında da bu meydan okuma sıkça Odysseus’un hybris, aşırı özgüven veya kendini tutamama anı olarak değerlendirilir.
Hybris, ὕβρις’i yalnız “kibir” diye çevirmek biraz eksik kalır. Arkaik ve klasik Yunanca bağlamında kelime çoğu zaman:
· ölçünün aşılması,
· kişinin kendi sınırlarını unutması,
· başkasını aşağılayıcı biçimde gücünü sergilemesi,
· başarıyla sarhoş olup sınır ihlali yapması
anlam alanına girer. Odysseus sınırı aştığında felaketler başlar.
Makalemizin konusu olan Kiklops Polyphemos’a dönersek benzer bir alegori yüzyıllar sonra Mevlana’da karşımıza çıkar :
Mesnevî, IV, 1709–1715’te Mevlânâ açıkça şöyle der:
با دو دیده اول و آخر ببین
هین مباش اعور چو ابلیس لعین
“Başlangıcı ve sonu iki gözle gör;
sakın lanetlenmiş İblis gibi tek gözlü olma.”
Ardından “tek gözlü”nün ne demek olduğunu doğrudan tanımlar:
اعور آن باشد که حالی دید و بس
چون بهایم بیخبر از بازپس
“Tek gözlü, yalnız içinde bulunduğu ânı gören kişidir;
sonrasından habersiz, hayvanlar gibidir.” der
Daha da çarpıcısı bir sonraki örneği:
چشم خر چون اولش بی آخرست
گر دو چشمش هست حکمش اعورست
“Eşeğin gözü başlangıcı görür fakat sonu görmez;
iki gözü olsa bile hükmen tek gözlüdür.” diyerek verir.
Yani Mevlânâ için iki fiziksel göze sahip olmak insanı iki gözlü yapmaya yetmez. İnsan yalnız “şimdi”, menfaat, haz, beden ve görünen dünya üzerinden düşünüyorsa, aslında tek gözlüdür. Bu arada birçok gelenekte karanlık bir figür olan eşek, dünyevilik ve tek boyutlu bakış mevlanın bu beytinde güçlü bir ifade bulur.
İlginç bir şekilde Klasik İslam anlatılarında kıyamet öncesi ortaya çıkacak olan Deccal tek gözlü olarak nitelendirilir. Buhârî’deki çok güçlü bir rivayet şöyledir:
مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا أَنْذَرَ قَوْمَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ
“Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki kavmini tek gözlü yalancıya karşı uyarmamış olsun. O kusurlu gözlüdür; Rabbiniz ise böyle değildir.” Burada çok dikkat çekici bir birleşme vardır:
الأَعْوَر — el-aʿwar: tek/kusurlu gözlü
الْكَذَّاب — el-kezzâb: büyük yalancı.
Yani görme kusuru ile aldatma/yalan aynı figürde birleşir.
Bu nedenle Deccal’in problemi yalnızca “görememesi” değildir. Kendisi eksik gördüğü halde başkalarına hakikati gördüğünü iddia eder.
Böylece antik yunanda Homer ile başlayan bilgelik anlatısından günümüze uzanan köprü kurulur. : Yalnız güce ve bedene tapmak insanı tek boyutlu bir canavara hatta iblis ve deccal örneklerinde olduğu şekliyle şeytana dönüştürür, hayvanlaştırır. İnsan bu tip canavar insanlara karşı egosuz akıl, sabır ve kurnazlıkla galip gelebilir. Binyıllar geçse de insanın tuzakları, düşmanları ve zaferleri doğan her insanla birlikte yeniden tekrarlanır.