Prosedür adaleti, kurumsallığın en somut göstergelerinden biridir.

Bir şirketin gerçekten kurumsal olup olmadığını anlamak için büyük plazalarına, gösterişli organizasyon şemalarına ya da duvarlarına astığı vizyon cümlelerine bakmanıza gerek yoktur.

Tek bir sorunun cevabı yeterlidir:

O şirkette prosedürler karşısında herkes eşit mi?

Eğer cevabınız “hayır” ise, o şirket henüz kurumsallaşamamıştır.

Çünkü kurumsallık, her şeyden önce insanların değil; kuralların yönetmesidir.

Prosedürler Şirketlerin Yasalarıdır

Nasıl ki bir devlet hukuk düzeniyle ayakta duruyorsa, şirketler de prosedürleriyle ayakta dururlar.

Prosedürler, şirketlerin görünmeyen anayasasıdır.

Çalışanlara şunu söyler:

  • Ne yaparsam ödüllendirilirim?
  • Ne yaparsam yaptırım uygulanır?
  • Yetkim nerede başlıyor, nerede bitiyor?
  • Kim hangi konuda karar verir?
  • Bir problem olduğunda nasıl hareket edilir?

İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz.

Öngörebildiği ortamlarda güven hisseder.

Bu nedenle prosedürler yalnızca iş akışını düzenlemez; aynı zamanda çalışanların psikolojik güvenliğini de sağlar.

Kurumsallık Yazılı Prosedür Yazmak Değildir

Bugün birçok şirket yüzlerce prosedüre sahiptir.

Kalın klasörler…

ISO dosyaları…

Kalite yönetim sistemleri…

Ama çalışanlara şu soruyu sorun:

“Bu prosedürler gerçekten uygulanıyor mu?”

İşte gerçek kurumsallık burada başlar.

Çünkü prosedür yazmak kolaydır.

Onu herkese eşit uygulamak ise zordur.

Bir prosedür yalnızca kâğıt üzerinde yaşıyorsa, artık prosedür olmaktan çıkar.

Dekor olur.

Ve dekorlar güven üretmez.

Kâğıt Üzerindeki Kurallar Saygıyı Yok Eder

İş hayatında çalışanların en hızlı fark ettiği şeylerden biri şudur:

Şirketin söylediği ile yaptığı aynı mı?

Bir şirket;

  • etikten bahsedip etik davranmıyorsa,
  • prosedürlerden bahsedip istisnalar yaratıyorsa,
  • kuralları yalnızca bazı insanlara uyguluyorsa,

çalışanların gözünde kurumsal saygınlığını kaybetmeye başlar.

Çünkü çalışanlar, şirketlerin yazdıklarına değil; uyguladıklarına inanırlar.

İmtiyaz Kurumsallığın Düşmanıdır

Prosedür adaletinin olduğu şirketlerde ayrıcalıklı insanlar olmaz.

Yakınlıklar…

Akrabalık ilişkileri…

Kişisel dostluklar…

Yöneticilere yakın olmak…

Hiçbiri kuralların önüne geçemez.

Kurallar herkes için aynı şekilde işler.

Tam da bu nedenle çalışanlar kendilerini güvende hissederler.

Çünkü bilirler ki;

bugün kendileri için çalışan sistem, yarın da aynı şekilde çalışacaktır.

Devletlerde Hukuk Ne İse Şirketlerde Prosedür Odur

Devletlerde çok önemli bir ilke vardır:

“Kanun önünde herkes eşittir.”

Şirketlerde bunun karşılığı şudur:

“Prosedürler karşısında bütün çalışanlar eşittir.”

Gerçek kurumsallık tam olarak budur.

Genel müdürün…

Patronun oğlunun…

En yeni başlayan çalışanın…

Aynı kurallara tabi olduğu bir yapı.

İşte güven burada doğar.

Üst Yönetimin En Büyük Görevi

Birçok yönetici prosedürleri İnsan Kaynaklarının işi zanneder.

Hayır.

Prosedür adaletinin gerçek sahibi üst yönetimdir.

Çünkü çalışanlar en çok şunu gözlemler:

Patron da aynı kurallara uyuyor mu?

Üst yönetim de aynı prosedürlerden geçiyor mu?

Yoksa kurallar yalnızca alt kadrolar için mi geçerli?

Eğer yönetim kuralları kendisi deliyorsa, artık o organizasyonda prosedür adaletinden söz edilemez.

Etik ve Uyum Sistemleri

Sağlıklı şirketlerde prosedür adaletini destekleyen iki önemli mekanizma vardır.

Birincisi;

etkin çalışan disiplin sistemidir.

İkincisi ise;

bağımsız ve tarafsız çalışan etik ve uyum yönetimidir.

Bu mekanizmalar yalnızca ceza vermek için kurulmaz.

Asıl amaçları;

kurallara olan güveni korumaktır.

Şeffaflık Güven Üretir

Çalışanların prosedür adaletini hissedebilmesi için üç şey gerekir:

  • Açık ve anlaşılır kurallar
  • Tarafsız uygulama
  • Sürekli denetim

Bu üç unsur bir araya geldiğinde insanlar sisteme güvenmeye başlar.

Artık kişiler değil, sistem konuşur.

Prosedür Adaleti Olmadığında Ne Olur?

Kurallar kişiye göre değişmeye başladığında şirket görünmez biçimde çözülmeye başlar.

İnsanlar artık işlerine odaklanmazlar.

Şu sorularla yaşamaya başlarlar:

  • Kime yakın olursam güvende olurum?
  • Hangi yöneticiye bağlı olursam avantaj sağlarım?
  • Kim beni korur?

Artık başarı değil;

güç merkezlerine yakın olmak önem kazanır.

Bu noktadan sonra şirket üretmeyi bırakır.

Politika üretmeye başlar.

Güvensizlik Kültürü

Prosedür adaletinin olmadığı yerlerde çalışanlar sürekli tetiktedir.

Belirsizlik artar.

Stres yükselir.

Yetenekli insanlar ilk fırsatta ayrılır.

Geride kalanlar ise şirketi geliştirmek yerine kendilerini korumaya çalışırlar.

Bu durum, organizasyonun entelektüel enerjisini tüketir.

Çünkü insanlar artık problem çözmez.

Hayatta kalmaya çalışırlar.

Kurumsallık İnsanların Değil Kuralların Yönetmesidir

Kurumsallık;

kişilerin güçlü olması değildir.

Kuralların güçlü olmasıdır.

Bir şirket ancak:

  • insanlar değişse bile,
  • yöneticiler değişse bile,
  • patronlar değişse bile

aynı ilkelerle yönetilmeye devam ediyorsa kurumsaldır.

İşte prosedür adaleti bunun güvencesidir.

Sonuç

Prosedür adaleti yalnızca bir kalite sistemi değildir.

Kurumsal güvenin omurgasıdır.

Çalışanların şirkete duyduğu güven;

maaşlardan önce,

liderlikten bile önce,

prosedürlerin adil uygulanmasına bağlıdır.

Çünkü insanlar kuralların herkese eşit uygulandığı yerde kendilerini güvende hissederler.

Ve güvenin olduğu yerde;

bağlılık,

motivasyon,

yüksek performans

ve gerçek kurumsallık ortaya çıkar.

Şirketinizde prosedür adaletini güçlendirmek ve kurumsallığı kişilere değil, ilkelere dayandıran bir yönetim sistemi kurmak istiyorsanız; şirketinizin kültürünü, karar mekanizmalarını ve uygulamalarını birlikte analiz ederek size özgü, sürdürülebilir bir kurumsal yapı tasarlayabiliriz. Çünkü güçlü kurumlar, güçlü yöneticilerle değil; güçlü ve adil sistemlerle ayakta kalırlar.

About The Author