
Bir gün herkes gücü kaybeder. Şu ya da bu sebeple. Çünkü güç zor kazanılır ama kolay kaybedilir. Ve çoğu zaman gücümüzü kaybetmemizin nedeni rakiplerimiz değil, gücün kendi üzerimizde yarattığı tahribattır.
İş hayatında, siyasette ve toplumsal yaşamda güç sahibi olmak için yıllarca mücadele ederiz. Kariyer yapar, ilişkiler geliştirir, rakiplerimizle mücadele eder, bilgi ve becerilerimizi artırır, kendimize bir yer edinmeye çalışırız. Bazen on yıllarımızı verdiğimiz bu mücadelenin sonunda istediğimiz yere ulaşırız.
Artık güçlüyüzdür. İnsanlar bizi dinler, kararlarımızı önemser, görüşlerimizi sorar ve taleplerimizi dikkate alırlar. Daha önce açmak için mücadele ettiğimiz kapılar kendiliğinden açılmaya başlar.
Ancak tam da bu noktada, gücümüzü kaybetmemize yol açacak psikolojik süreçler harekete geçer.
Çünkü güç sahibi olmakla gücü taşıyabilmek birbirinden farklı becerilerdir. İnsanların pek çoğu güce ulaşmak için gerekli mücadeleyi verebilir ama gücün yarattığı psikolojik gerilimi uzun süre taşıyamaz.
Güç, Önce Gerçeklik Algımızı Bozar
Gücün en tehlikeli sonuçlarından biri, kişide aşırı güven duygusu yaratmasıdır.
Başlangıçta dikkatli, ölçülü ve çevresindeki gelişmelere duyarlı olan insanlar, güç kazandıkça kendi yargılarına gereğinden fazla güvenmeye başlayabilirler.
Artık başkalarının görüşlerine eskisi kadar ihtiyaç duymazlar. Rakiplerini küçümser, riskleri önemsizleştirir ve kendilerine yönelik eleştirileri dikkate almamaya başlarlar.
Çünkü geçmişte kazandıkları başarıların, gelecekte de başarılı olacaklarının garantisi olduğuna inanırlar.
Oysa geçmiş başarılar geleceğin teminatı değildir.
Dün doğru olan bir karar, bugün yanlış olabilir. Dün işe yarayan bir strateji, yarın şirketi felakete sürükleyebilir. Dün sizi destekleyen insanlar, yarın karşınızda yer alabilirler.
Ama güç sarhoşluğu içerisindeki insan bunları göremez.
Gücün yarattığı aşırı güven, insanın kendi yanılabilirliğini unutmasıdır.
Böylece güçlü kişi, giderek daha fazla risk almaya ve bu risklerin sonuçlarını daha az sorgulamaya başlar.
Güç, Başkalarının Emeğini Unutturur
Güç sahibi insanların en büyük yanılgılarından biri, sahip oldukları gücü yalnızca kendi başarılarının sonucu olarak görmeleridir.
Oysa güç, özellikle organizasyonlarda, hiçbir zaman yalnızca bir kişinin ürettiği bir şey değildir.
Bir genel müdürün gücü, yönettiği organizasyonun üretim kapasitesinden, çalışanlarının emeğinden, müşterilerinin güveninden, yatırımcılarının kaynaklarından ve kendisine tanınan yetkilerden doğar.
Bir siyasetçinin gücü, kendisini destekleyen insanların iradesinden kaynaklanır.
Bir iş insanının gücü, müşterilerinin, çalışanlarının, ortaklarının ve finansörlerinin kendisine sağladığı imkânlarla ilişkilidir.
Yani güçlü olmak, çoğu zaman başkaları tarafından üretilen bir gücü kullanma imtiyazına sahip olmaktır.
Ancak güç sahibi insanlar bir süre sonra bunu unuturlar.
Astlarını küçümsemeye, çalışanlarını değersiz görmeye, kendilerini destekleyenleri sıradanlaştırmaya başlarlar.
Kendilerini bulundukları konuma taşıyan insanları, o konumun sağladığı yükseklikten aşağıya bakarak değerlendirmeye başlarlar.
Daha kötüsü, bir süre sonra kendilerini vazgeçilmez zannederler.
Oysa organizasyonun gücüyle kendi kişisel güçlerini birbirine karıştırmaktadırlar.
Sizi güçlü yapan insanları değersizleştirmeye başladığınızda, kendi gücünüzün kaynaklarını tüketmeye başlamışsınız demektir.
Güç Egoyu Besler, Ego Gerçekliği Örter
Gücün başka bir tehlikesi de egoyu beslemesidir.
Burada egodan kastettiğim, insanın sağlıklı benlik algısı değildir. Kendisini olduğundan büyük görmesi, kişisel önemini abartması ve kendi varlığını dünyanın merkezine yerleştirmesidir.
Güç arttıkça, çevremizde bize itiraz eden insanların sayısı azalabilir.
Hatalarımızı söyleyenler susar.
Eleştirenler uzaklaşır.
Bizi sürekli onaylayan insanlar etrafımızda toplanmaya başlar.
Başarılarımız abartılır, başarısızlıklarımız için mazeretler üretilir.
Böylece dış dünyadan aldığımız geri bildirimler giderek gerçeklikten uzaklaşır.
Bir süre sonra, yalnızca görmek istediğimiz şeyleri görmeye başlarız.
Psikolojide hubris sendromu olarak tartışılan güç kaynaklı kibir ve aşırı özgüven örüntüsü, özellikle uzun süre büyük yetkiler kullanan liderlerde incelenmiştir. Bu kavram, gücün bazı insanlarda muhakeme zayıflığına, eleştiriye tahammülsüzlüğe ve kendisini olağanüstü görme eğilimine eşlik edebileceğini anlatır.
Çünkü ego büyüdükçe insanın dünyası küçülür.
Öyle ki, bir süre sonra insan kendi dünyasını tamamen kendisiyle doldurur.
Kendisinden başka kimseyi göremez.
Başka fikirleri önemsemez.
Başkalarının acılarına duyarsızlaşır.
Ve en önemlisi, kendi hatalarını fark edemez.
İşte güç kaybının en tehlikeli aşaması budur. Çünkü insan artık kendisini felakete götüren kararların yanlışlığını değerlendirebilecek zihinsel açıklığını kaybetmeye başlamıştır.
Gücü Kazandıran Davranışlar, Güç Kazanılınca Terk Edilir
Bir insanı zirveye taşıyan şey çoğu zaman çalışkanlığı, sabrı, disiplini, dikkati, insan ilişkilerine gösterdiği özen ve çevresindeki gelişmeleri takip etme becerisidir.
Güce ulaşana kadar dikkatli davranır.
İnsanları dinler.
İlişkilerini korur.
Sözlerini tutmaya gayret eder.
Rakiplerini izler.
Kendini geliştirir.
Ama güç sahibi olduğunda, bütün bunlara artık ihtiyacı olmadığını düşünmeye başlayabilir.
Çünkü elde ettiği sonuçları, geçmişte gösterdiği çabaların değil, kendi olağanüstü kişiliğinin doğal bir sonucu olarak görür.
Böylece kendisini güçlü yapan davranışları tekrarlamayı bırakır.
Artık eskisi kadar çalışmaz.
Eskisi kadar dinlemez.
Eskisi kadar öğrenmez.
Eskisi kadar sabırlı değildir.
Gücü kazandıran alışkanlıkların terk edilmesi, gücün kaybedilmesinin başlangıcıdır.
İş hayatında ve siyasette bu hikâyenin sayısız örneğini görebilirsiniz.
Bir zamanlar ulaşılmaz görünen insanlar, bir süre sonra çevrelerindeki desteği kaybederek yalnızlaşırlar. Daha dün her sözleri dikkate alınırken bugün kimse onları dinlemek istemez.
Çünkü güçlerini kalıcı zannetmişlerdir.
Oysa güç, sürekli yeniden üretilmesi gereken bir ilişkiler sistemidir.
Zirvede Olmanın Psikolojik Bir Bedeli Vardır
Güç yalnızca imtiyaz getirmez. Aynı zamanda büyük bir psikolojik yük de yaratır.
En tepede olduğunuzda herkes sizi izler.
Söyledikleriniz değerlendirilir.
Kararlarınız sorgulanır.
Davranışlarınız yorumlanır.
Rakipleriniz açıklarınızı arar.
Sizi destekleyenler beklentilerini yükseltir.
Başarısızlıklarınız daha görünür hâle gelir.
Bütün bunlar insanın üzerinde sürekli bir gerilim yaratır.
Üstelik güçlü insanlar çoğu zaman bu gerilimi paylaşabilecekleri samimi ilişkilerden de yoksun kalırlar.
Çünkü etraflarındaki insanların kendileriyle mi, yoksa sahip oldukları güçle mi ilişki kurduklarını ayırt etmek giderek zorlaşır.
Bu nedenle güç, insanı kalabalıkların ortasında yalnızlaştırabilir.
Yıllar boyunca zirvede kalmaya çalışmak, sürekli uyanık olmak, rakipleri izlemek ve ilişkileri yönetmek bir süre sonra yorucudur.
İnsan gevşemek ister.
Dikkatini azaltmak ister.
Bazı şeyleri boş vermeye başlar.
Ve tam da bu noktada, daha enerjik, daha dikkatli ve daha istekli rakipler ortaya çıkar.
Güç yalnızca kazanılması gereken bir şey değildir. Onu korumanın da sürekli bir enerji maliyeti vardır.
En Büyük Trajedi: Gücü Kimliğe Dönüştürmek
Güç kaybının en ağır sonuçları, gücü kendi şahsiyetinin bir parçası hâline getiren insanlarda ortaya çıkar.
Bir insan kendisini yalnızca genel müdür, patron, siyasetçi, başkan veya lider olarak tanımlamaya başladığında, sahip olduğu makamla kendi varlığını özdeşleştirmiş demektir.
Artık yalnızca bir görevi yerine getirmemektedir.
O görev, onun kimliğine dönüşmüştür.
Böyle bir insan için makamını kaybetmek yalnızca işini kaybetmek değildir.
Kendisini kaybetmek gibidir.
Unvanını kaybettiğinde kim olduğunu bilemez.
İnsanların kendisine eskisi kadar ilgi göstermemesini kabullenemez.
Daha önce kullandığı imtiyazlardan vazgeçemez.
Kararlarının artık başkaları tarafından verilmesine tahammül edemez.
İş hayatı ve siyaset, gücünü kaybettikten sonra psikolojik olarak çöken insanların hikâyeleriyle doludur.
Oysa güç, insanın şahsiyeti değildir.
Güç, belirli amaçlara ulaşmak için kullandığımız geçici bir enstrümandır.
Onu kimliğiniz hâline getirdiğinizde, kaybettiğiniz gün yalnızca gücünüzü değil, kendinize ilişkin bütün anlam dünyanızı da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.
Bilgelik, Nerede ve Ne Zaman Bırakacağını Bilmektir
Peki, bütün bunlardan nasıl korunacağız?
Öncelikle gücün geçici olduğunu kabul ederek.
Hiçbir makam sonsuza kadar bizim değildir.
Hiçbir şirket sonsuza kadar bize ihtiyaç duymaz.
Hiçbir müşteri ilişkisi, hiçbir siyasi destek, hiçbir organizasyonel yetki değişmez değildir.
Güç sahibi olduğumuzda, bunun yalnızca kişisel becerilerimizden değil; içinde bulunduğumuz koşullardan, ilişkilerimizden ve başkalarının bize tanıdığı imkânlardan kaynaklandığını unutmamalıyız.
Eleştiriyi dinlemeyi bırakmamalıyız.
Bizi güçlü yapan insanlara saygımızı kaybetmemeliyiz.
Başarılarımızın bizi yanılmaz yapmadığını bilmeliyiz.
Ve en önemlisi, gücü korumak için harcadığımız enerjinin, güçten elde ettiğimiz faydayı aşmaya başladığı noktayı görebilmeliyiz.
Çünkü bazı durumlarda zirvede kalmaya çalışmak, zirveye çıkmaktan daha büyük bir bedel gerektirir.
İşte bu nedenle nerede, ne zaman ve nasıl bırakacağını bilmek, gücü elde etmek kadar önemli bir bilgeliktir.
Güç sahibi olabilirsiniz. Bundan utanmanıza gerek yok.
Güçlü olmak isteyebilirsiniz. Bu da son derece doğaldır.
Ama gücü şahsiyetinizin yerine koymayın.
İnsanları küçümsemeyin.
Kendinizi vazgeçilmez zannetmeyin.
Ve hiçbir zaman sahip olduğunuz gücün, sizden daha büyük olduğunu unutmayın.
Çünkü güç, hayatınızın amacı değil, hayatınızda gerçekleştirmek istediğiniz amaçların aracıdır.
Bir gün herkes gücü kaybeder. Önemli olan, gücü kaybettiğinizde geriye nasıl bir insanın kaldığıdır.