Birçok önemli çalışma, şirket yönetimlerinde psikopatik özelliklerin genel nüfusa kıyasla daha görünür olabileceğine dikkat çekerken, asıl önemli soruyu çoğu zaman gözden kaçırıyoruz:

Neden?

Neden empati yoksunluğu, manipülasyon, acımasız rekabet, narsisizm, insanları araçsallaştırma ve ne pahasına olursa olsun kazanma arzusu gibi özelliklere sahip insanlar bazı şirketlerde bu kadar kolay yükselebiliyorlar?

Belki de problem yalnızca insanlarda değildir.

Belki de problem, şirketin tasarımındadır.

Takım Elbiseli Psikopatlar

İngiliz psikolog Kevin Dutton, The Wisdom of Psychopaths adlı kitabında psikopatiyle ilişkilendirilen bazı özelliklerin rekabetçi mesleklerde avantaj sağlayabileceğini tartışır.

Paul Babiak ve Robert D. Hare’in dilimize Takım Elbiseli Psikopatlar adıyla çevrilen Snakes in Suits adlı çalışması ise meseleyi doğrudan şirket dünyasına taşır.

Kitabın anlattığı profil ürkütücüdür.

Bu insanlar;

son derece etkileyici olabilirler,

insanları kolaylıkla okuyabilirler,

gerektiğinde büyüleyici davranabilirler,

organizasyon içerisindeki güç dengelerini hızla çözebilirler.

Ama aynı zamanda insan ilişkilerini araçsallaştırabilir, başkalarının duygularını kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir ve söyledikleriyle yaptıkları arasında herhangi bir ahlaki tutarlılık hissetmeyebilirler.

Bu nedenle dışarıdan bakıldığında son derece başarılı bir yönetici görüntüsü verebilirler.

Takım elbiselidirler.

İyi konuşurlar.

Karizmatiktirler.

Sonuç üretirler.

Ama arkalarında çoğu zaman tükenmiş insanlar ve tahrip edilmiş organizasyonlar bırakırlar.

Peki Neden Başarılı Oluyorlar?

Asıl soru budur.

İş hayatında psikopatik özellikler taşıyan insanlar neden yükselebiliyor?

Bunun cevabını yalnızca kişilik psikolojisinde ararsak önemli bir noktayı kaçırırız.

Çünkü organizasyonlar yalnızca insanları seçmezler.

Davranışları da seçerler.

Neyi ödüllendirirseniz, zamanla onu çoğaltırsınız.

Bir şirkette;

ne pahasına olursa olsun satış yapmak,

ne pahasına olursa olsun maliyet düşürmek,

ne pahasına olursa olsun rakibi yenmek,

ne pahasına olursa olsun hedefi tutturmak

başarının temel ölçütüne dönüşmüşse, o sistemin hangi insanları yukarı taşıyacağını düşünüyorsunuz?

“Ne Pahasına Olursa Olsun” Kültürü

Asıl problem tam da bu cümlede gizlidir:

Ne pahasına olursa olsun.

Çünkü bu ifade ahlakı denklemden çıkarır.

İnsanı denklemden çıkarır.

Toplumu denklemden çıkarır.

Doğayı denklemden çıkarır.

Geriye yalnızca sonuç kalır.

Sonuç kutsallaştırıldığında ise sonuca ulaşmak için kullanılan araçların niteliği önemini kaybeder.

İşte psikopatik özelliklerin organizasyon içerisinde avantaj hâline gelmesi tam da burada başlar.

Normal İnsan Böyle Bir Sistemde Ne Yapar?

Şimdi vicdan sahibi, empati kurabilen, ilkeleri olan sağlıklı bir insan düşünün.

Bu insan;

çalışanını sömürmek istemiyor,

müşterisini kandırmak istemiyor,

tedarikçisini ezmek istemiyor,

doğaya zarar vermek istemiyor,

insanların hayatlarını yalnızca finansal sonuçlar uğruna tüketmek istemiyor.

Ama karşısındaki yönetici bunların hiçbirini problem olarak görmüyor.

Hangisi daha hızlı sonuç alır?

Kısa vadede büyük ihtimalle ikincisi.

İşte problem burada başlar.

Çünkü şirket yalnızca sonuçlara bakıyorsa, etik sınırları olan insanın sınırlarını bir performans eksikliği gibi algılayabilir.

Vicdan dezavantaja dönüşür.

Merhamet zayıflık olarak görülür.

İlke sahibi olmak “fazla idealist” olmakla suçlanır.

İtiraz etmek “işi zorlaştırmak” sayılır.

Buna karşılık acımasızlık “sonuç odaklılık”, manipülasyon “politik zekâ”, saldırganlık “liderlik”, narsisizm ise “özgüven” adı altında ödüllendirilebilir.

İşte şirket kendi canavarını böyle yaratır.

Organizasyonlar İnsanları Dönüştürür

Burada çok önemli bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor.

Şirket kültürü yalnızca mevcut insan davranışlarının toplamı değildir.

Aynı zamanda insan davranışı üreten bir sistemdir.

Bir organizasyonda hangi davranışların ödüllendirildiğini gözlemleyen insanlar zamanla o davranışları öğrenirler.

Eğer;

acımasız yöneticiler terfi ediyor,

insanları ezenler sonuç alıyor,

etik sınırları ihlal edenler cezalandırılmıyor,

ama itiraz edenler sistem dışına itiliyorsa,

çalışanlara çok açık bir mesaj verilir:

“Burada yükselmek istiyorsanız böyle davranmalısınız.”

Böylece başlangıçta psikopatik olmayan insanlar bile sistem içerisinde benzer davranışlar geliştirmeye başlayabilirler.

Kültür, karakteri aşındırmaya başlar.

Toksik Şirket Nasıl Oluşur?

Bir noktadan sonra organizasyon kendi kendisini yeniden üretir.

Toksik yöneticiler kendilerine benzeyen insanları seçerler.

Onları terfi ettirirler.

Farklı düşünenleri uzaklaştırırlar.

İtiraz edenleri problemli ilan ederler.

Etik hassasiyeti yüksek çalışanlar ya sessizleşir ya da şirketi terk ederler.

Geriye giderek birbirine benzeyen bir yönetici sınıfı kalır.

İşte bu noktada toksik liderlik artık kişisel olmaktan çıkar.

Kurumsallaşır.

Otofajik Kurum

Böyle şirketleri ben otofajik kurumlar olarak tanımlıyorum.

Yani kendi kendisini yiyen organizasyonlar.

Kısa vadeli sonuçlar uğruna;

çalışanlarını tüketirler,

kurum kültürlerini tüketirler,

müşterilerinin güvenini tüketirler,

tedarikçilerini tüketirler,

toplumsal itibarlarını tüketirler,

hatta içinde faaliyet gösterdikleri ekosistemi tüketirler.

Bir süre çok başarılı görünebilirler.

Bilançolar büyüyebilir.

Kârlar artabilir.

Yöneticiler alkışlanabilir.

Ama içerideki sistem giderek zayıflar.

Sonunda şirket, büyümek için kullandığı yöntemlerle kendi varlık koşullarını ortadan kaldırmaya başlar.

Mesele Kötü İnsanları Bulmak Değildir

Bu nedenle şirketlerde psikopatik davranışlarla mücadele etmek istiyorsanız yalnızca “kötü yöneticileri” tespit etmeye çalışmak yeterli değildir.

Asıl soru şudur:

Sisteminiz hangi davranışları ödüllendiriyor?

Performans sisteminiz neyi ölçüyor?

Terfi sisteminiz kimi yükseltiyor?

Liderlik modeliniz hangi davranışları idealize ediyor?

Sonuç kadar o sonuca nasıl ulaşıldığını da değerlendiriyor musunuz?

Yoksa hedefini tutturan yöneticinin arkasında bıraktığı enkazı görmezden mi geliyorsunuz?

Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, şirketinizin nasıl insanlar tarafından yönetileceğini belirler.

Şirketi Yeniden Düşünmek Zorundayız

Belki de artık yalnızca liderliği değil, şirket kavramının kendisini tartışmanın zamanı gelmiştir.

Şirketin tek amacı daha fazla kâr etmek midir?

Çalışan yalnızca üretim faktörü müdür?

Doğa yalnızca kullanılacak bir kaynak mıdır?

Müşteri yalnızca gelir kaynağı mıdır?

Toplum yalnızca şirket faaliyetlerinin üzerinde gerçekleştiği bir zemin midir?

Eğer cevabımız buysa, psikopatik davranışların iş dünyasında neden avantaj sağladığını anlamak hiç de zor değildir.

Ama şirketi;

çalışanları,

müşterileri,

tedarikçileri,

toplumu,

doğayı

aynı ekosistemin parçaları olarak gören bütüncül bir yapı şeklinde yeniden tanımlarsak, ihtiyaç duyduğumuz lider profili de değişecektir.

O zaman yalnızca kazanan değil, yaşatan liderlere ihtiyacımız olacaktır.

Son Söz

Psikopatik yöneticiler gökten düşmüyorlar.

Bazı organizasyonlar onları seçiyor.

Bazıları onları yükseltiyor.

Bazıları davranışlarını ödüllendiriyor.

Ve bazıları sonuç ürettikleri sürece arkalarında bıraktıkları insan enkazını görmezden geliyor.

Sonra ortaya;

toksik şirketler,

tükenmiş çalışanlar,

bozulmuş kurum kültürleri

ve nihayetinde kendi kendisini tüketen otofajik organizasyonlar çıkıyor.

Bu nedenle daha iyi bir iş hayatı için yalnızca yöneticileri değiştirmek yetmez.

İşi, şirketi ve başarıyı yeniden tanımlamak gerekir.

Çünkü ne pahasına olursa olsun kazanmak üzerine kurulmuş sistemler, eninde sonunda kazanmak için her şeyi yapabilecek insanları tepelerine taşırlar.

Ve belki de asıl sormamız gereken soru şudur:

Nasıl daha başarılı şirketler kurarız değil; nasıl başarılı olurken insan kalabilen şirketler kurarız?

About The Author