Christopher Nolan’ın çok tartışılan Odysseus filminde çok derin mesajlar içeren bir bölüm vardı. Odysseus ve adamları yiyecek bulmak umuduyla bir adaya çıkarlar. Adamlar daha önce aldığı yanlış kararları bahane ederek Odysseus’un kendilerine liderlik etmesine izin vermezler ve toplu bir kararla onu sahilde bırakırlar.  Böylece çoğunluğun kararıyla meşru kırallarına karşı gelmiş olurlar. Odysseus bu bir isyan mı diye sorar. Adamları da nasıl anlarsan öyle diye cevap verir. Böylece adamları çoğunluk olarak kendilerini yöneten akla karşı isyan eder ve adanın içlerine doğru ilerleyerek büyücü Kirke’nin evine ulaşırlar. Kirke’den onlara yiyecek vermelerini isterler. Kirke dediklerini ikiletmez ve onlara sofra hazırlar. Odysseus’un adamları iştahla sofraya kurulurlar. Onların doymak bilmezce tıkınmalarını ve tabaklarıyla ağızları arasında kesinti olmadan ağızlarına dolan yiyeceği Nolan çok güzel tasvir etmiştir. İnsanın o ilkel doymakbilmezliği, iştahı ve gözü dönmüşlüğü Odysseus’un adamlarının yemek yiyişlerinde Nolan tarafından vurucu bir şekilde canlandırılır. Ancak yemek büyülüdür. Yiyen adamlar bir süre sonra bir domuza dönüşürler. Kirke onları bir domuz ağılına kapatır.   Adamları bekleyen ve bir süre sonra gelmediklerini farkeden Odysseus onları aramaya koyulur. Kirke’nin evine çıkan yolda ve adada değişik hayvanlarla karşılaşan Odysseus’u Kirke’nin evinde ona sevgi gösterilerinde bulunarak çırpınan bir grup domuz karşılar. Bunlar Odysseus’un arkadaşlarıdır. Durumu kavramakta gecikmeyen Odysseus ile Kirke arasında aşağıdaki diyaloglar gerçekleşir:

Odysseus: “Adamlarımı domuza çevirdin.”

Kirke: “Hayır. Ben onları bir şeye çevirmedim. Onlar zaten domuzdu. Sadece maskelerini kaldırdım ve gerçekte ne olduklarını gösterdim.”

Odysseus: “Sana dokundular mı?”

Kirke: “Dokunacaklardı.”

Peki Kirke Odysseus’un adamlarının neden aslında domuz olduklarını düşünmektedir. Çünkü adamlar bize Nolan’ın tıkınma sahnesinde de gösterdiği gibi sınırsız bir iştiha ve arzuyu temsil etmektedir. Bu arzu klasik felsefeye göre insanın hayvani yönüdür.  Bu arzular insanda akla üstün geldiğinde insan hayvanlaşır.  Ve Nolan çok ince bir şekilde sahilde Krallarına isyan eden askerleri bize tekrar hatırlatır. Klasik felsefeye göre akıl yönetici ilkedir. Yani Kraldır. Krallarına isyan ederek başına buyruk hareket eden askerler akla karşı hareket eden arzuları simgelerler. İnsanın akla karşı arzularını ya da nefsini dinlemesi ise onu hayvanlaştırır yani domuzlaştırır. Platon: “Akıl yönetmelidir.” (Devlet, IV.442d)  , Aristoteles: “Akıl arzuları bir kral gibi yönetir.”   –πολιτικῶς καὶ βασιλικῶς– (Politika, I.5, 1254b) der.  Akıl yönetmediğinde ise Platon’un ifadeleriyle  “insan, utançtan ve akıldan bütünüyle kurtulmuşçasına her şeyi yapmaya cüret eder.”  Nolan bize kendi krallarına yani ideal  yönetici ilkelerine isyan eden askerlerin iştah ve arzuları peşinde domuzlaştıklarını muhteşem bir sinematik kıssa  olarak gösterir. Aristo  haz ve arzularla dolu bir hayat seçen insanları sürü hayvanlarına ( βοσκημάτων)  benzetirken aynı görüşü dillendirir.

Peki Kirke onları neden özellikle domuza çevirmiştir ve neden adamların içinde özellikle bir domuz olduğunu düşünür ?

Antik çağda domuz başını yukarı kaldıramayan ve sürekli toprağa dönük kafasıyla yiyecek peşinde olmasıyla  dünyeviliğin ve bayalığın bir sembolü olarak görülüyordu. İmparator julianus domuz hakkında şöyle yazar : “Domuz, her bakımdan yere ait bir hayvandır: görünüşüyle, huylarıyla ve bizzat doğasıyla… Üstelik göğe bakmaya bile yaradılıştan yetenekli değildir.” Domuzun kafasını göğe kaldıramaması ( yani doğuştan göğe bakmaya yetenekli olmaması- οὐδὲ πρὸς τὸν οὐρανὸν ἀναβλέπειν πέφυκεν. ) onun ilahi olanla düzen ve akılla bir bağının olmamasını çağrıştırır. Bu tamamen dünyaya ve arzulara ait olmaktır.

İşte Nolan bize krallarına isyan ederek Kirke’nin sofrasında ölçüsüzce tıkınarak domuza dönüşen adamlar üzerinden derin bir ders verir.

Başın sürekli yere çevrik olması konusunda Mevlana “Başını yere çevirecek olursan batarsın,

Tanrı batanları sevmez.” Der. Beytin tamamı şu şekildedir:

“Ruhun yukarılara meylederse

Gideceğin yer, artarak oraya yücelmek olur.

Başını yere çevirecek olursan

Batarsın. Tanrı batanları sevmez.”( Mevlânâ, Mesnevî, II, 1812)

Buradaki “Tanrı batanları sevmez” ifadesi ayrıca Kur’an’daki En‘âm 6:76 ayetine açık bir göndermedir:

لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ

“Ben batanları sevmem.”

Böylece antik yunandaki bilgelik anlatısı İslam geleneğinde yeniden doğrulanır ve Mevlana’da yeniden poetik olarak ifade edilir.

Kirke’nin askerlerin üzerlerindeki kamuflajı kaldırıp onları asıllarına yani domuza çevirdiği iddiası Mevlana’da başka bir şekilde yankı bulur. O insanın içindeki kurtların ve domuzların farkındadır ve uyarır:

در وجود ما هزاران گرگ و خوک

صالح و ناصالح و خوب و خشوک

“Varlığımızda binlerce kurt, binlerce domuz vardır;

iyi-kötü, güzel-çirkin nice sıfat içimizdedir.”

حکم آن خور است کان غالبتر است

چون که زر بیش از مس آید آن زر است

“Hüküm, hangi huy daha baskınsa onundur;

nasıl ki altın bakırdan fazlaysa o maden altın sayılır.”

سیرتی کان بر وجودت غالب است

هم بر آن تصویر حشرت واجب است

“Varlığına hangi huy egemen olmuşsa,

haşirde de o suret üzere dirilmen gerekir.”

Böylece Mevlana altına yani akla değil de daha düşük elementlere yani arzulara bağlanan insanın hayvanlaşacağını haber verir.

Bir başka ifadesinde ise :

حشر پر حرص خس مردارخوار

صورت خوکی بود روز شمار

“Aşırı hırslı, aşağılık ve leş yiyici kimse,

hesap günü domuz suretinde haşrolur.” der. Yani İslam geleneğine göre Tanrı da kıyamet günü  arzularına teslim olan insanları Domuz suretinde haşredecektir.

Ayrıca Odysseus’a bağlılık ve sadakat sözü verdikleri halde ona Kirke’nin adasında ihanet eden adamları  sözlerini tutmadıkları için de Domuz vasfını hakederler. Çünkü tutulmayan sözler arzuların irade ve akla galip gelmesi ile ilgilidir.  Mevlana bir başka beyitinde sözlerini bozan insanların gizli alemde domuz ve eşek suretinde olduğunu söyler. Bu tam da Kirke’nin : Hayır. Ben onları bir şeye çevirmedim. Onlar zaten domuzdu. Sadece maskelerini kaldırdım ve gerçekte ne olduklarını gösterdim.” İfadesiyle örtüşür.

از ره سر صد هزاران دگر

گشته از توبه شکستن خوک و خر

“Gizli âlemde yüz binlercesi daha,

tövbelerini bozdukları için domuz ve eşeğe dönüşmüştür.”

Demekki insan gibi görünmekle insan olmak aynı şey değildir. İnsan kendisini hayvanlardan ayıran aklı bir kenara koyduğunda ve arzuların rehberliğinde hareket ettiğinde hayvanlaşır. Böylece insan görünümlü hayvanlara dönüşür.

Odysseus adamlarını kurtarır ancak aynı adamlar ona Güneş Tanrısının sığırlarını yiyerek bir kez daha ihanet ederler.  Bu onların sözlerini tutmamaları, kural ve sınır tanımayan hayvani doğaları ile ilgilidir.

Teiresias Odysseus’u adamlarının Güneş Tanrısının sığırlarını yemek isteyecekleri konusunda önceden uyarır. Odysseus ise adamlarını durdurabileceğini düşünür ve onlara engel olurum der. Teiresias cevap verir. “Onları kendilerinden koruyamazsın.”

Kirke’nin Domuzları ile başlayan hikayenin nihayete erdiği yer burasıdır.  Kimse insanı kendinden koruyamaz. Hiçbir önder, hiçbir kral. İnsan bir tercih yapar. Kendi içinde onu insan yapan ilkeye uyar veya uymaz. Uymadığında ise bunun sonuçları olur. Odysseus’un adamlarının hepsi telef olur. Fakat bu adamların sebep olduğu kötülükler Odysseus’a yıllar kaybettirir. Tıpkı insanın kendi içinde kontrol edemediği arzu ve dürtülerinin onun başına açtığı gaileler gibi….

About The Author