
Hiç adaletsizliğe maruz kaldınız mı?
Örneğin market sırasında biri arsızca önünüze geçtiğinde…
Ya da trafikte biri önünüze kırıp hakkınızı gasp ettiğinde…
O anda ne hissedersiniz?
Aslında çoğu zaman düşünmezsiniz.
Henüz aklınız devreye girmeden önce, vücudunuzun derinliklerinden yükselen yoğun bir öfke dalgası bütün bedeninizi sarar.
Kalbiniz hızlanır.
Kaslarınız gerilir.
Ses tonunuz değişir.
Yüzünüz kızarır.
İşte bütün bunlar tesadüf değildir.
Çünkü adaletsizlik, insan beyninin en güçlü tehdit algılarından biridir.
Adalet Neden Bu Kadar Önemlidir?
İnsan sosyal bir canlıdır.
Tek başına hayatta kalabilecek kadar güçlü değildir.
Bu nedenle binlerce yıldır küçük gruplar, kabileler ve toplumlar hâlinde yaşamıştır.
Böyle bir yaşamın sürdürülebilmesi için ise tek bir şart vardır:
Adalet.
Eğer insanlar grubun içinde adalet olmadığına inanırlarsa;
- iş birliği çöker,
- güven ortadan kalkar,
- grup dağılır.
Bu nedenle insan beyni adaleti yalnızca ahlaki bir kavram olarak değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizması olarak değerlendirir.
Beyniniz Adaletsizliği Nasıl Okur?
Geçmişte nörobilimci Paul MacLean’in ortaya koyduğu “Üçlü Beyin Modeli”, insan davranışlarını anlamak için uzun yıllar kullanılan önemli bir yaklaşımdı. Günümüzde bu modelin birebir doğru olmadığı bilinse de, insanın tehdit karşısındaki davranışını açıklamak açısından hâlâ öğretici bir metafor sunuyor.
Modern nörobilim bize şunu söylüyor:
Bir insan haksızlığa uğradığında, beynin özellikle amigdala başta olmak üzere tehdit algısıyla ilişkili bölgeleri hızla aktive olur.
Yani beyniniz önce düşünmez.
Önce hisseder.
Ve şu soruyu sorar:
“Bu durum benim güvenliğimi tehdit ediyor mu?”
Beyin çoğu zaman bu soruya “evet” cevabını verir.
Çünkü adaletsizlik, insanın grup içerisindeki statüsünü ve güvenliğini tehdit eden bir durum olarak algılanır.
Savaş ya da Kaç
Tehdit algısı oluştuğu anda vücudun otonom sinir sistemi devreye girer.
Böbrek üstü bezlerinden;
- adrenalin,
- noradrenalin
- ve kortizol
salgılanmaya başlar.
Kalp daha hızlı atar.
Kaslar gerilir.
Kan dolaşımı hızlanır.
Sindirim sistemi yavaşlar.
Çünkü artık beden tek bir şeye hazırlanmaktadır:
Savaşmak ya da kaçmak.
İşte trafikte yaşanan yol verme kavgalarının, market kuyruklarında çıkan tartışmaların ve bazen sonu cinayetle biten öfke patlamalarının biyolojik altyapısı büyük ölçüde budur.
İnsanların verdiği tepki çoğu zaman mantıklı değildir.
Çünkü o anda mantık değil, tehdit sistemi çalışmaktadır.
İş Yerindeki Adaletsizlik Neden Daha Yıkıcıdır?
Şimdi aynı mekanizmayı iş hayatına taşıyalım.
Bir düşünün…
Hak ettiğiniz terfiyi başkası aldı.
Aynı işi yaptığınız arkadaşınız sizden daha yüksek ücret aldı.
Yöneticiniz sizi dinlemedi.
Bir başkasına ayrıcalık tanındı.
Beyniniz bunları yalnızca yönetim kararı olarak okumaz.
Şöyle okur:
“Ben bu grubun içinde artık güvende değilim.”
İşte tam bu noktada iş yerindeki adaletsizlik, biyolojik bir tehdide dönüşür.
Vücudunuz yeniden kortizol üretmeye başlar.
Ve bu durum bir gün değil…
Haftalarca…
Aylarca…
Yıllarca sürerse…
Artık kronik stresten söz etmeye başlarız.
Kronik Adaletsizlik, Kronik Hastalık
İş yerinde sürekli adaletsizlik hisseden insanların;
- tansiyonlarının yükselmesi,
- uyku problemleri yaşamaları,
- dikkatlerini toparlayamamaları,
- tükenmişlik yaşamaları,
- depresyona girmeleri
tesadüf değildir.
Çünkü vücut sürekli alarm hâlindedir.
Ve alarm sistemi sürekli çalıştığında organizma kendisini onaramaz.
İşte bu nedenle kurumsal adalet yalnızca İnsan Kaynaklarının konusu değildir.
Bir iş sağlığı konusudur.
Çalışan Neden Sessizleşir?
İlk başta çalışan itiraz eder.
Konuşur.
Mücadele eder.
Adalet arar.
Ama adaletsizlik sürekli devam ederse…
Bir süre sonra mücadeleyi bırakır.
Sessizleşir.
İşte “sessiz istifa” dediğimiz olgu çoğu zaman tam da bu noktada başlar.
İnsan artık sistemi değiştirebileceğine inanmaz.
Sadece kendisini korumaya çalışır.
Adalet Aslında Sağlık Politikasıdır
Şirketler çoğu zaman adaleti etik bir mesele olarak görür.
Oysa adalet aynı zamanda;
- motivasyon politikasıdır,
- güven politikasıdır,
- sağlık politikasıdır.
Çünkü adalet, insan beyninin sürekli tehdit modundan çıkmasını sağlar.
Ve ancak kendini güvende hisseden insanlar;
- yaratıcı olabilir,
- iş birliği yapabilir,
- risk alabilir,
- aidiyet geliştirebilir.
Sonuç
Bir şirkette adalet yalnızca doğru olanı yapmak değildir.
İnsan beyninin güven içinde çalışmasını sağlayan görünmez zemini oluşturmaktır.
Adalet kaybolduğunda önce güven kaybolur.
Güven kaybolduğunda ise insan yalnızca performansını değil, sağlığını da kaybetmeye başlar.
Son Söz
Sevgili yöneticiler;
Çalışanlarınıza yaptığınız her adaletsizlik yalnızca onların moralini bozmaz.
Beyinlerini sürekli tehdit altında tutar.
Ve sürekli tehdit altında yaşayan insanlar;
üretmez,
geliştirmez,
aidiyet hissetmez,
yalnızca hayatta kalmaya çalışırlar.
Unutmayın:
Adalet yalnızca ahlaki bir tercih değildir. İnsan beyninin sağlıklı çalışabilmesi için biyolojik bir ihtiyaçtır.
Ve bu nedenle güçlü şirketler, önce adil şirketlerdir.