
Bugün şirketlerin en büyük şikâyetlerinden biri şu:
“Çalışanlar artık işi sahiplenmiyor.”
“Kimse sorumluluk almak istemiyor.”
“Herkes görev tanımı kadar çalışıyor.”
“Kimse elini taşın altına sokmuyor.”
Peki ama neden?
Bir insan, hayatının en değerli zamanını verdiği bir yere neden gönülden bağlanmasın?
Neden yalnızca maaşı kadar çalışsın?
Neden “bana ne” desin?
Belki de asıl soru şu olmalı:
Şirketler, çalışanlarının örgütsel vatandaşlık davranışı göstermesi için gerçekten ne yapıyorlar?
Örgütsel Vatandaşlık Davranışı Nedir?
Örgütsel vatandaşlık davranışı, bir çalışanın iş yerini yalnızca maaş aldığı bir yer olarak değil; aidiyet hissettiği bir yapı olarak görmesidir.
Bu davranış biçimine sahip çalışan:
- söylenenden fazlasını yapar
- işi yalnızca görev olarak görmez
- şirketin problemlerini sahiplenir
- gerektiğinde fedakârlık yapar
Çünkü artık o şirketle arasında yalnızca ekonomik değil, duygusal bir bağ oluşmuştur.
“Bana Ne” Demeyen İnsanlar
Örgütsel vatandaşlık düzeyi yüksek çalışanlar:
- görev tanımlarında olmayan işleri üstlenirler
- işlerin aksamasını istemezler
- iş yerindeki problemleri çözmeye çalışırlar
- arkadaşlarını motive ederler
- şirketin itibarı için hassasiyet gösterirler
Onlar için mesele yalnızca maaş değildir.
Yaptıkları işe manevi bir anlam yüklerler.
Şirketini Sahiplenen İnsan
Böyle çalışanlar:
- şirket için risk alabilir
- gerektiğinde özel hayatından fedakârlık yapabilir
- işin daha iyi olması için yöneticileriyle tartışabilir
Çünkü sahiplenirler.
Ve sahiplenmenin olduğu yerde yalnızca çalışma değil; karakter vardır.
Gerçek Bir Hikâye
Danışmanlık verdiğim bir firmada dinlediğim bir olay, örgütsel vatandaşlık davranışının ne olduğunu çok net anlatıyordu.
Bayram günü yoğun yağmur sonrası fabrikayı sel basıyor.
O sırada ustabaşı:
- eşiyle
- küçük kızıyla birlikte
bir AVM’de vakit geçiriyor.
Durumu öğrenir öğrenmez özel aracıyla ailesini de yanına alarak fabrikaya gidiyor. Risk alıyor. Malzemeleri güvenli alana taşıyor. Fabrikanın zarar görmesini engellemek için uğraşıyor. İşini bitirdikten sonra sessizce ayrılıyor.
Şimdi burada durup düşünelim:
Kimse ona bunu emretmedi.
Bu görev tanımında yoktu.
Gitmese kimse ona hesap sormayacaktı.
Ama buna rağmen, hayatının en özel anlarından birini şirketi için feda etti.
İşte buna örgütsel vatandaşlık davranışı diyoruz.
Böyle İnsanlar Nasıl Ortaya Çıkar?
Şirketler çoğu zaman böyle çalışanlar isterler.
Ama şu soruyu pek sormazlar:
Bu davranış hangi ortamda ortaya çıkar?
Çünkü insanlar durduk yere fedakâr olmazlar.
Bir çalışan:
- değer gördüğü yerde sahiplenir
- adalet hissettiği yerde mücadele eder
- güven duyduğu yerde risk alır
Güven Yoksa Vatandaşlık da Yoktur
Örgütsel vatandaşlık davranışının temelinde güven vardır.
Eğer çalışan:
- yöneticisine güvenmiyorsa
- emeğinin karşılığını alamıyorsa
- sürekli değersiz hissettiriliyorsa
o şirket için neden ekstra çaba göstersin?
İnsanlar kendilerini yalnızca kullanılan bir “kaynak” gibi hissettikleri yerde gönülden bağ kurmazlar.
Aidiyetin Psikolojisi
Aidiyet, maaşla satın alınamaz.
Aidiyet:
- görülmekle
- dinlenmekle
- saygı görmekle
- adalet hissetmekle
oluşur.
Bir çalışan, şirketin kendisini önemsediğini hissettiğinde, şirketi sahiplenmeye başlar.
Yönetimin Rolü
Burada en kritik unsur yöneticidir.
Çünkü çalışanın şirket deneyimini büyük ölçüde yöneticisi şekillendirir.
Bir yönetici:
- çalışanını küçümsüyorsa
- yalnızca hata arıyorsa
- katkıları görmüyorsa
örgütsel vatandaşlık davranışı zamanla yok olur.
Çalışan yalnızca minimum çabayı göstermeye başlar.
“Görev Tanımı Kadar Çalışıyorum”
Bugün birçok çalışanın söylediği şu cümle aslında çok şey anlatıyor:
“Ben görev tanımım kadar çalışırım.”
Bu cümle çoğu zaman tembellik değil; kırılmış bir aidiyetin sonucudur.
Çünkü insan, bağ kurduğu yerde sınırların ötesine geçer.
Şirketler Ne Yapmalı?
Eğer çalışanlarınızın şirketinizi sahiplenmesini istiyorsanız:
- onları dinleyin
- fikirlerini önemseyin
- adil olun
- güven verin
- katkılarını görünür hale getirin
Ve en önemlisi:
Onlara yalnızca çalışan değil, insan gibi davranın.
Sonuç
Örgütsel vatandaşlık davranışı, şirketlerin satın alabileceği bir şey değildir.
Bu davranış:
- güvenin
- adaletin
- aidiyetin
- anlam duygusunun
doğal sonucudur.
Son Söz
Sevgili yöneticiler;
Çalışanlarınız şirketiniz için fedakârlık yapmıyorsa, önce kendinize şu soruyu sorun:
Bu insanlar, bu şirketin kendileri için fedakârlık yapacağına inanıyor mu?
Çünkü insanlar, ancak ait hissettikleri yerleri sahiplenirler.
Ve unutmayın:
Bir şirketin gerçek gücü, çalışanlarının yalnızca ne yaptığıyla değil;
şirket için gönüllü olarak neyi göze aldığıyla ölçülür.
Siz de şirketinizde örgütsel vatandaşlık kültürü oluşsun istiyorsanız gelin görüşelim.