
Kurumlar adaletsiz davranmakta ısrar ettiğinde ne olur?
Aslında cevap çok basit:
Adaletsizlik çalışan psikolojisini bozar. Çalışan psikolojisi de iş sonuçlarını bozar.
Bu önemli midir?
Evet, hem de düşündüğünüzden çok daha önemlidir.
Çünkü bir şirkette sonuçları insanlar yaratır. Makineleri insanlar çalıştırır. Müşterilerle insanlar konuşur. Problemleri insanlar çözer. Kaliteyi insanlar sağlar. Yeni fikirleri insanlar üretir. Şirketi krizlerden insanlar çıkarır.
Kısacası çalışanlar yoksa şirket de yoktur.
Bu nedenle çalışanların şirketlerini ne kadar adil buldukları, yalnızca İnsan Kaynaklarını ilgilendiren “soft” bir konu değildir. Doğrudan şirketin performansını, rekabet gücünü ve geleceğini ilgilendiren stratejik bir meseledir.
Adaletsizlik Önce İnsanı Bozar
Kurumsal adaletsizliğin ilk etkisi insan psikolojisinde ortaya çıkar.
Çalışan;
emeğinin karşılığını alamadığını, bazı insanların kayırıldığını, kuralların herkese aynı uygulanmadığını, kendisine saygı gösterilmediğini veya kendisini ilgilendiren konularda muhatap alınmadığını düşündüğünde şirketiyle arasındaki güven ilişkisi bozulmaya başlar.
Önce küçük bir kırgınlık oluşur.
Sonra öfke.
Sonra güvensizlik.
Sonra da duygusal kopuş başlar.
Çalışan artık şirketi “biz” olarak görmez.
“Onlar” demeye başlar.
İşte kurumsal çözülmenin başladığı yer tam olarak burasıdır.
Motivasyon Düşer
Adaletsizliğin ilk kurumsal sonucu motivasyon kaybıdır.
İnsan, adil olmadığını düşündüğü bir sisteme bütün enerjisini vermek istemez.
Çünkü zihninde çok basit bir hesap yapar:
“Ben bu kadar veriyorum ama karşılığını alamıyorum.”
Bu noktadan sonra çalışan bilinçli ya da bilinçsiz biçimde verdiği emeği azaltmaya başlar.
Eskiden gönüllü yaptığı işleri artık yapmaz.
İnisiyatif kullanmaz.
Ekstra sorumluluk almaz.
Sadece kendisinden isteneni yapmaya başlar.
Ve şirket açısından görünmeyen ama devasa bir verimlilik kaybı ortaya çıkar.
Bağlılık Ortadan Kalkar
Adalet, bağlılığın temelidir.
Çalışan şirketine güveniyorsa bağlanır.
Şirketinin kendisini koruyacağına, emeğinin karşılığını vereceğine ve kendisine hakkaniyetli davranacağına inanıyorsa zor zamanlarda kurumunun yanında durur.
Ama adalet ortadan kalktığında bağlılık da çözülür.
Çalışan artık şirket için değil, maaşı için çalışmaya başlar.
Ve maaş için çalışan insan, daha iyi bir maaş bulduğunda gider.
Bu kadar basit.
Çalışan Devir Oranı Yükselir
Kurumsal adaletsizliğin en görünür sonuçlarından biri çalışan kaybıdır.
Özellikle yetenekli, eğitimli ve alternatif iş imkânı yüksek çalışanlar adaletsiz organizasyonlarda uzun süre kalmazlar.
İlk fırsatta ayrılırlar.
Şirket ise her ayrılan çalışanla birlikte yalnızca bir personel kaybetmez.
Onun;
bilgisini,
deneyimini,
müşteri ilişkilerini,
kurumsal hafızasını
da kaybeder.
Sonra yeni bir çalışan bulmak, onu eğitmek ve eski çalışanın seviyesine getirmek için tekrar para ve zaman harcar.
Adaletsizliğin faturası büyümeye devam eder.
Takım Ruhu Zarar Görmez; Yok Olur
Adaletsizliğin en ağır sonuçlarından biri takım ruhu üzerindedir.
Bakın, “zarar görür” demiyorum.
Yok olur.
Çünkü bazı çalışanların kayırıldığı, bazılarına ayrıcalık tanındığı, bazılarının ise sistematik olarak değersizleştirildiği bir ortamda insanlar birbirlerine güvenemezler.
Dayanışmanın yerini rekabet alır.
İş birliğinin yerini gruplaşma alır.
İnsanlar işlerini geliştirmek yerine şirket içerisindeki güç merkezlerine yakınlaşmaya çalışırlar.
Artık ortada takım yoktur.
Aynı binada çalışan çıkar grupları vardır.
Kalitesizlik Maliyetleri Artar
Motivasyonu ve bağlılığı düşmüş çalışanların kalite hassasiyeti de düşer.
Çünkü kalite, yalnızca prosedürlerle sağlanmaz.
Kalite biraz da çalışanların işlerini ne kadar sahiplendiğiyle ilgilidir.
İnsan yaptığı işi önemsemiyorsa;
hataları görmezden gelir,
problemleri üstlenmez,
müşteri şikâyetlerine eskisi kadar duyarlı davranmaz.
Sonuçta hata oranları yükselir, tekrar işler artar, müşteri kayıpları başlar.
Şirket adaletsizliğin bedelini doğrudan operasyonel maliyetlerle ödemeye başlar.
İşveren Markası Zarar Görür
Bugün hiçbir şirket kendi duvarlarının arkasına saklanamaz.
Çalışanlar konuşuyor.
Sosyal medyada konuşuyorlar.
Arkadaşlarıyla konuşuyorlar.
Sektörde konuşuyorlar.
Bir şirketin çalışanlarına nasıl davrandığı, kısa sürede piyasada bilinir hâle geliyor.
Ve kötü işveren itibarı son derece hızlı yayılıyor.
Bir süre sonra şirket yalnızca çalışan kaybetmiyor; iyi çalışan bulmakta da zorlanıyor.
İşte bu noktada kurumsal adaletsizlik, şirketin gelecekteki insan kaynağını da tüketmeye başlıyor.
Kusursuz Adalet Mümkün mü?
Hayır.
Hiçbir organizasyonda kusursuz adalet sağlamak mümkün değildir.
Çünkü şirketleri insanlar yönetir ve insanların olduğu yerde hata da olacaktır.
Ancak çalışanların beklediği kusursuzluk değildir.
Çalışanlar şirketin adil olmak için samimiyetle çaba gösterdiğini görmek isterler.
Hata yapıldığında düzeltilmesini isterler.
Kuralların keyfî uygulanmamasını isterler.
Yöneticilerin zorbalığının normalleştirilmemesini isterler.
Bunları yaptığınızda bile çalışanların adalet algısında büyük fark yaratırsınız.
Para Kazanırken Görmezden Gelinen Problemler
Türkiye’deki şirketlerin önemli bir bölümünde şöyle bir yönetim refleksi vardır:
Şirket para kazanıyorsa her şey yolundadır.
Çalışan şikâyetleri önemsenmez.
Kültür problemleri ertelenir.
Yönetici davranışları görmezden gelinir.
“İşler yürüyor ya!” denir.
Ama işler çoğu zaman yıllarca biriken bu problemler yüzünden bir gün yürümemeye başlar.
Yetenekli insanlar gitmiştir.
Kurumsal hafıza zayıflamıştır.
Güven kaybolmuştur.
Kültür bozulmuştur.
İşte şirket yönetimi tam o noktada insan yönetimini düzeltmeye karar verir.
Ama artık çok geçtir.
Çünkü Kültür Bir Günde Değişmez
Kurumsal adalet bir prosedür meselesi değil, kültür meselesidir.
Kültür ise birkaç eğitimle, birkaç toplantıyla ya da duvarlara yazılan değerlerle değişmez.
Bir şirkette güçlü ve güvenilir bir kültür oluşturmak yıllar alır.
Ben bunu en az beş yıllık bir yolculuk olarak görüyorum.
Çünkü kültür;
insanların tekrar tekrar gördükleri,
tekrar tekrar yaşadıkları
ve sonunda “Bizde işler böyle yapılır.” dedikleri davranışların toplamıdır.
Bu yüzden adalet kültürü oluşturmak uzun zaman alır.
Ama unutmayın:
Oluşturduğunuz kültürü bozmak çok daha kolaydır.
Yıllarca inşa ettiğiniz güveni, tek bir adaletsiz yönetici çok kısa sürede yok edebilir.
Son Söz
Sevgili şirketler ve yöneticiler;
Kurumsal adaleti yalnızca ahlaki bir ideal olarak görmeyin.
Adalet;
motivasyondur,
bağlılıktır,
takım ruhudur,
verimliliktir,
kalitedir,
işveren markasıdır.
Ve nihayetinde paradır.
Çünkü şirketlerde bütün ekonomik sonuçların arkasında insan davranışı vardır.
İnsan davranışının arkasında ise insanların o kurum hakkında ne hissettiği.
Bu nedenle şirketiniz para kazanırken adalet kültürünüzü inşa edin.
Para kazanamaz hâle geldiğinizde bunu yapmak için çok geç olabilir.
Yönetim ekiplerinize adil yönetim idealini kazandırmak, dağıtım, prosedür, muamele ve bilgilendirme adaleti açısından kurumunuzu analiz etmek ve güçlü bir kurumsal adalet kültürü oluşturmak istiyorsanız birlikte çalışalım.
Buna düşündüğünüzden çok daha fazla ihtiyacınız olacak.